ÖZLÜ SÖZ

İnsanın kıçına bir tekme birçok sözcükten daha çok anlam ifade eder. - ATLAS

Popüler Yayınlar

AKTÜALİTE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKTÜALİTE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tek Yumurta İkizleri

26 Ocak 2017 Perşembe



Tek Yumurta İkizleri, kendileri gibi tek yumurta ikizi olanlarla evlenirse, doğacak çocuklar kardeş mi olur?

Genetik açıdan evet.

Bu fikir bazılarımıza çılgınca gelebilir ama zaman zaman tek yumurta ikizlerinin tıpkı kendileri gibi alan ikizlerle evlendiği oluyor. Buna 'dörtlü evlilik' deniyor. Kayıtlara göre, dörtlü evlilik kategorisinde gerçekleşmiş olan evliliklerin sayısı 250 civarında. Bu çiftlerin bazıları çocuk sahibi olduklarında yine tek yumurta ikizlerini dünyaya getiriyorlar.

Böyle bir evlilik düşünelim ve her iki çiftten de tek yumurta ikizleri doğmuş olsun, işte bu durumda, iki farklı çiftten dünyaya gelmiş olan dört bebeğin hepsi genetik açıdan kardeş sayılmakta. Dahası: bebeklerin hepsinin birbirine ayırt edilemeyecek oranda benziyor olma ihtimali de yüksek. Yani iki çifti ve onların çocuklarını bir araya getirip gözlemleyecek olsak, hangi çocukların hangi anne babadan olduklarını anlamak çok zorlaşırdı.

Popular Science, Haziran 2015















Continue Reading | yorum

Çilekli süt

Çilekli süt


İnekleri çilekle beslesek çilekli süt vermelerini sağlayabilir miyiz?

Denedik olmadı.

Beslenme şekli, tüm memelilerin ürettiği süte etki ediyor. Bu genelde tat değişimi olarak yansımakta. Ancak yedikleri şeyin aromasının da süte geçeceğinin bir garantisi yok. Değişim bazen sadece acımtırak bir tat yaratıyor ya da bir parça daha lezzetli olmasını sağlıyor.

2008 yılında Kopenhag Üniversitesi’nde, emziren annelere farklı aromalar içeren kapsüller verildi, Sonuçlar, o tadın sadece birkaç dakika içinde süte geçtiğini göstermişti. Mandıra çiftçileri da çok uzun zamandır benzer yöntemler denemekteler. Ama bunu çilekli süt yaratmak için değil, sütün normalde sahip olduğu tadın kalitesini artırmak için yapıyorlar Bu çabalar sonucunda, doğal ortamlarında beslenen ineklerin daha kaliteli süt ürettikleri ispatlandı.

İnekleri çilekle besleme fikri de 2007 yılında denendi. Hatta sadece çilek değil, armut ve şeftali de test edildi, ancak tatlarının süte geçmediği görüldü. Sebebi: tam olarak bilinmiyor ama doğal meyve aromalarının uzun süre boyunca dayanamıyor oluşundan kaynaklandığı düşünülmekte. Yapılan araştırmalar, turunçgiller haricindeki meyvelerin tadının, süte geçse bile çok kısa sürede kaybolduğunu gösterdi.

Popular Science, Haziran 2015






Continue Reading | yorum

Işınlanma Makinası

9 Ocak 2017 Pazartesi



Işınlanma Makinası

İyisi mi, unutun. Öyle bir şey olmayacak. Uzayda anında ışınlanma için bedenlerimizin sorunsuzca enerjiye ve daha sonra maddeye dönüşebiliyor olması lazım. Dünya üzerindeki her bilgisayarın depolama alanını kullansaydık bile, Caltech’ten fizikçi Philip Hopkinse göre, bu ancak tek bir insandan elde edilecek verinin çok küçük bir kısmını saklamaya yeterdi. Enerji de göz ardı edilecek şey değil. “ABD ve Rusya’nın tüm nükleer silahlarını fırlatıp patlamayı tek bir noktaya hapsetmeye çalışmak gibi”

Popular Science, Ocak 2017



















Continue Reading | yorum

Allah ve Para

29 Aralık 2016 Perşembe



Allah ve Para

Allah nerede?
Allah'ın yerini bulmak için neler yapmalıyız?
Allah neyin merkezinde duruyor?
Camiler, kiliseler, havralar, cem evleri Allah'a dua edenlerle dolu.

Neden ve niçin dua ediyorlar?

“Allah'ım bana bir ev nasip et!”
“Allah'ım bana bir araba nasip et!”
“Allah'ım çocuklarıma iş, aş nasip et!”
“Allah'ım üniversiteye girmeyi bana nasip et!”
“Allah'ım bana bir çocuk nasip et!”
“Allah'ım tarlama yağmur yağdır!”
“Allah'ım beni varsıl et!”

Bu böyle sürüp gider.
Peki, bu denli istek niçin?

Kapitalist sistemde/yarışta herkes varsıl (zengin) olmak ister.
Bu yarışta önemli olan en önde gitmektir.
Bu yarışta güçlü güçsüzü her süre yener.
Bu sistemde/yarışta/toplulukta ne ülkenin çıkarı ne de toplumun çıkarı vardır.
Herkes kendi çıkarı için yaşar.
Kimse kimseyi sevmez.
Ama herkesin sevdiği biri vardır.

Allah!

Birbirini sevmeyen bu topluluklar neden Allah'ı sevmişlerdir?
Hiçbir şeyi paylaşmayanlar neden Allah'ı aralarında paylaşmışlardır?

Allah, düşünmenin sonu demektir.
Allah, ölümden sonrasının güvencesi demektir.
Allah, ev, araba, ün demektir.
Allah, hükmetmek, sömürmek demektir.
Allah, para demektir.
Ne denli çok Allah, o denli çok para, ün, mevki.

Para, Allah’ın en büyük sıfatlarından biri mi yoksa?

Para nedir?

Para, her türlü gücün kapısını açar.
Paran varsa toplulukta adam yerine koyulursun.
Paran varsa seni bir şey sanırlar.
Paran varsa istediğin kadını/erkeği elde edersin
Paran varsa istediğin gibi gülersin, neşelenirsin, sevinirsin,
Paran varsa üretmeden, paylaşmadan sıkıntısızca yaşarsın,
Paran varsa yoksulların haline uzaktan bakarsın.
Paran varsa daha çok uyursun.
Paran varsa ev alırsın, araba alırsın.
Paran varsa yeryuvarlağında hiçbir sorunu düşünmezsin.
Ne yoksulun sorunları, ne ülkenin sorunları, ne de yeryuvarlağının sorunları var!
Paran varsa daldıkça dalarsın uykuya.
Paraya ulaşmak Allah'ı sevmekten geçiyor.

Sistem çok güzel işliyor.
Birileri durmadan varsıllaşırken, birileri durmadan yoksullaşıyor.
Ve yoksullar sürekli varsıl olma düşü kuruyor.
Bu düş'ü gerçekleştirecek olan da Allah'tır

Ne denli çok Allah'a sarılırsan o denli çok umutlanırsın.
Ne denli çok umutlanırsan yaşadığın ortamdan yakınmazsın.
Ne denli çok yakınmazsan o denli çok birileri sömürür.
Ne denli çok birileri sömürürse o denli yoksulluk olur.

Görüldüğü gibi yeniden başa döndük.
Bir kısır döngü ve azılı bir katilin yüzü gibi…
Yüzyıllardır Allah'tan ses gelmiyor.
Yoksullar çoğaldıkça Allah'ı diline dolayan da çoğalıyor.
Sevgi yok, düşünme yok, üretme yok, paylaşma yok, okuyup bilgilenmek yok.
Oysa Allah; yoksulun dilinde, varsılın cebinde.

Kolay gelsin.

Olcay Yılmaz






Continue Reading | yorum

Dinler başarısız oldu…



Dinler başarısız oldu…

Kimi dinler şunları emreder: "Hiç yalan söyleme, kimsenin hakkını yeme, kimseye eziyet etme, her zaman iyilik ve güzellikten yana ol." Ve bu dinden olduğunu söyleyen insanların neredeyse hepsi emredilenleri yapmaz, tersini yapar. O halde böyle davrananlar o dinin dışında demektir. Onlar, kimi durumlarda yalan söylemeyi de, hak yemeyi de, eziyet etmeyi de, kötülük ve çirkinlikten yana olmayı da haklı ve doğru gösterirler. Bunu yaparken, kendince bazı bahanelere sığınırlar. Tüm bahaneleri birer düşüncedir. Ve düşünceler, hem bölücü hem de her an değişebilen şeylerdir. Bu yüzden onlara güvenemezsiniz.

Bahsettiğimiz dinler çok yandaş topladı ve neredeyse hiçbir yandaşını düzeltemedi.

Bu dinler kendi içlerinde bölünüp mezheplere ayrıldı. Bir din bir diğer dini, bir mezhep bir diğer mezhebi yabancı, hatta kimilerini düşman gördü. Kimi dinler ya da mezhepler, birbirleriyle savaştılar. İnsanlar din ve ya mezhep adına birbirini öldürdü, işkenceler yaptı.

Milattan Sonra 2000 li yıllardayız. Din ve mezhep düşmanlıkları ve savaşları hala dünyayı cehenneme çeviriyor.

Dinler emreder. Ve bunu yaparken korkuyu kullanırlar. İnsan, karmaşanın egemenliğinde bir varlık. Bu korkular ve emirler, kendisini kabullenen insanların karmaşasını daha da dallanıp budaklandırdı. Karmaşa içindeki insanlar, ilk hallerinden farklı ve bozulmuş başka dinler üretmiş oldu. Ve aslından uzaklaşmış bu dinlerini hala asıl din zannediyorlar. Bunun farkında değiller.

Sonuçta bir kitaptan da okunsa bir insandan da duyulsa dinler sadece sözcüklerdir. Bunu görüyor musunuz? Her insan kendi zihninde, bu sözcüklere kendine göre şekiller verir. Ve o şekilleri din olarak kabul eder. İnsanın her an içinde bulunduğu çelişkiler ve karmaşalar bu şekilleri değiştirir. Yani o dini değiştirmiş olur. Böylece her insan zihninde diğer insanlardan farklı bir din yaratmış olur. Ve zihinlerde oluşan bu dinler, ilk ve saf halleri değildir. Ayrıca zihinlerindeki her din bölücü, yıkıcı ve birbiriyle çatışan birçok ayrıntı ile doludur. Bu yüzden insanı hem kendinden hem de diğer insanlardan uzaklaştırır, yabancılaştırır.

Dinler başarısız oldu. Ve olmaya da mahkum.

İnsanı gerçekten düzeltecek olan kendini doğru tanımasıdır. Bu da kendine ve her şeye, kendinden ve her şeyden tamamen özgür bakmakla olur. Ve bu yetenek herkeste var. Böyle bakan insan kendini doğru tanır ve içindeki karmaşalar zinciri hızla çözülmeye başlar. Gittikçe karmaşadan uzak, iyiyi ve güzeli yaşayan ve yaşatan bir varlık haline gelir. Görür ki artık yaşamında hiçbir din yoktur ve kendisi hiçbir dine ait değildir. Ve bu dinsizlik, kurallardan, korkulardan, emirlerden, kelimelerden, insanlardan, kör kabullenişlerden uzak, en saf ve gerçek yaşam tarzıdır!

Atlas Grup




Continue Reading | yorum

Bir camın arkasında güneşten D vitamini alabilir miyiz?

22 Aralık 2016 Perşembe



Bir camın arkasında güneşten D vitamini alabilir miyiz?

Camlar UVB ışınlarını geçirmediği için alamayız.

Bilindiği üzere; günlük D vitamini ihtiyacımızın %80-90‘ını güneş ışınlarından karşılıyoruz. D vitamini eksikliği kemiklerin erimesine yol açtığı gibi, daha ciddi sağlık sorunları da yaratabiliyor, örneğin; hipertansiyon, kalp yetmezliği ve beyin felcinin yaşanma riski artış göstermekte. Bunun yanı sıra astım ve alerjiler artıyor, kilo almak kolaylaşıyor, kilo vermekse zorlaşıyor. Sonuç olarak, bedenimizi güneşle buluşturup cildimize D vitamini üretme fırsatı vermek son derece önemli.

Hayvansal gıdalarla D vitamini ihtiyacımızın maksimum %10'luk bölümünü karşılayabilmekteyiz. Bitkisel kaynaklı besinlerdeyse hiç bulunmuyor. Güneş sayesinde elde ettiğimiz D vitamini, ışınlardaki UVB ile cildin alt katmanının temasa geçtiği an oluşmaya başlıyor. Ortalama 15 dakika boyunca güneşlenmek 5000 ünite D vitamini üretmemizi sağlıyor. Ancak güneşte kalma süresi uzadıkça vitamin üretimi seviyesi düşüyor.

Peki, pencereden geçen güneş ışınlarıyla D vitamini üretebilir miyiz? Bu pek mümkün değil. Çünkü camlar UVB ışınlarını önlüyor. Bu arada hatırlatmakta fayda var; güneşten koruyan kremler de UVB ışınlarını geçirmiyor ve vücudumuzun D vitamini üretmesini engelliyor.

Popular Science, Mayıs 2015














Continue Reading | yorum

Yerçekimi beyin fonksiyonlarını da etkiler mi

21 Aralık 2016 Çarşamba



YERÇEKİMİ BEYİN FONKSİYONLARINI DA ETKİLER Mİ?

Evet, hem fiziksel hem de bilişsel anlamda etkiliyor.

Beynimiz evrim geçirirken gezegenimizdeki yerçekimi değerine uyum sağlayacak şekilde gelişti. Dolayısıyla yerçekimi değeri değişmedikçe sorun yok. Ama değişirse buna uyum sağlaması biraz zor olabilir. Uluslararası Uzay İstasyonundaki astronotlar üzerinde yapılan deneylerden şu sonuç elde edildi; Beynimiz, yerçekiminin nasıl çalıştığına dair net bir modele sahip ve değişimler karşısında afallıyor. Örneğin dünya üzerindeyken küçük bir topu hafifçe yukarıya doğru atsanız, az sonra tekrar elinize düşeceğini bilirsiniz. Bunu uzay istasyonunun yerçekimsiz ortamında yaptığınızda top havada sürüklenmeye devam ediyor. O sırada hızını hiç artırmıyor olmasından yola çıkarak, onu kolayca yakalayabileceğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Ama gerçekte böyle olmuyor. Çünkü topun belli bir şekilde davranmasını bekleyen beynimiz farklı bir davranışla karşılaşınca duruma bir tepki vermekte zorlanıyor. Ayrıca yerçekimi kan dolaşımını da etkilediği için beyindeki kan akışı elektriksel aktivitenin dengesini bozacak şekilde değişime uğramakta. Bu da bazen epilepsi nöbetlerine benzer durumların yaşanmasına yol açıyor.

Popular Science - Haziran 2016



















Continue Reading | yorum

Beyin gibi çalışan bilgisayar çipi geliştirildi

24 Aralık 2015 Perşembe




NTV, 25. 12. 2015

Çinli bilim adamları, insan beyni gibi çalışan bilgisayar çipi geliştirdi.

Şinhua ajansının haberine göre, Hangcou Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve Cıciang Üniversitesi araştırmacılarının bir yıllık çalışmayla geliştirdiği çipe "Darwin" adı verildi. 

Küçük madeni para büyüklüğünde ve siyah renkli Darwin, 4 milyondan fazla sinaps bağlantı noktası ve 2 bin 48 nöronla donatıldı. 

Hangcou Bilim ve Teknoloji Üniversitesinden Dr. Ma Dı, "Darwin, nöronların sinaps bağlantı noktalarını kullandığı beyindeki sinir ağını taklit ederek akıllı bilgisayar görevlerini yerine getiriyor" dedi.

Darwin'in robotik çalışmalarda, akıllı donanım sistemlerinde ve beyin-bilgisayar arayüzlerinde kullanılmasının beklendiğini söyleyen Ma, çipin gelişiminin daha başlangıç safhasında olduğunu vurguladı.

Cıciang Üniversitesinden bilim adamı Şın Jünçıng da yeni çiple çalışan bilgisayarların daha az elektrik harcadığını kaydetti.

Darwin'in bilinen diğer bilgisayar çiplerinin çözemediği zor işlemleri yapabildiğini aktaran Şın, çipin farklı insanlar tarafından yazılan rakamları tanımlamak, farklı görüntüleri ayırt edebilmek ve kullanıcının beyin dalgalarına göre ekrandaki nesneleri hareket ettirmek gibi karmaşık bilgileri işleyebildiğine dikkati çekti.

Çin'de beyinden esinlenilerek yapılan bilgisayar çalışmalarında dönüm noktası olarak nitelenen araştırma, "Science China" dergisinde yayımlandı. 





Continue Reading | yorum

Paralel evren keşfedildi mi?

4 Kasım 2015 Çarşamba



Paralel evren keşfedildi mi?

04.11.2015

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) çalışanı Chary, Big Bang'den 100 bin yıl sonrasını incelediğinde parlak noktalar saptadığını, bu noktaların bizim evrenimiz ile çarpışan paralel evrenler olabileceğini iddia etti. 

New Scientist dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, içinde yaşadığımız evren tek olmayabilir. Başka bir deyişle Yüzlerce alternatif evrenden biri olan evrenimiz çok daha büyük bir boşluğun içinde yer alıyor olabilir.

Bilim dünyasının bir süredir tartıştığı paralel evrenler konusunu bir kez daha gündeme taşıyan araştırması hakkında Astrophysical Journal'da bir yazı kaleme alan Chary'e göre, paralel evrenlerde sadece tarih çizgisi değil fizik kuralları bile farklı olabilir.  

Kozmik mikrodalga arka plan ışıması yardımıyla araştırmalarını yürüten Chary, teorisinin çok yeni olduğunu kabul etmek ile birlikte söz konusu iddianın pek çok kanıta ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. 

PARALEL EVREN NEDİR? 

Çoklu evren teorisine göre, 93 milyar ışık yılı genişliğinde olan evrenimiz çoklu evrenin çok küçük bir kısmına tekabül eder. Başka bir deyişle içinde yaşadığımız evren büyük bir alanın sadece ufak bir parçasıdır. 





Continue Reading | yorum

Sıradışı ışıklar saçan bir yıldız keşfedildi

17 Ekim 2015 Cumartesi

Bir Uygarlık keşfedilmiş olabilir.


Sıradışı ışıklar saçan bir yıldız keşfedildi

17. 10. 2015

ABD’de kendilerine Gezegen Avcıları (Planet Hunters) adını veren bir grup, NASA’nın Kepler Teleskopu’ndan toplanıp kamuoyuyla paylaşılan görüntüleri inceleyerek, Güneş Sistemi’nin dışında sıradışı ışıklar saçan bir yıldız keşfetti.

Amatör astrologlar bu ışıkların Dünya dışındaki zeki varlıkların kurduğu bir uygarlıktan geliyor olabileceği iddiasını ortaya attı.

İddia, Berkeley Üniversitesi’ne bağlı çalışan ve Dünya dışı yaşam üzerine çalışan SETI adlı kuruluş tarafından da dikkate alındı. 









Continue Reading | yorum

Dünya’yı sıyırdı geçti

11 Ekim 2015 Pazar



Dünya’yı sıyırdı geçti

11. 10. 2015

NASA, büyük bir asteroitin Dünya’yı 25 milyon kilometre ile teğet geçtiğini açıkladı. Bu mesafe gökbilimcilere göre yakın kabul ediliyor.

İnternetteki komplo teorisyenleri, Eylül ayında bir gök cisminin Porto Riko’ya çarpacağı ve bunun Amerika kıtası kıyılarında yıkıma yol açacağı iddiasını ortaya atmıştı.

NASA, 50 milyon kilometre uzaklığa kadar Dünya’nın yakınından geçen gök cisimlerini teleskoplarıyla izleyebiliyor. Gelecek yüzyıl için bir asteroitin Dünya’ya çarpma ihtimali yüzde 0.1 olarak görülüyor.


Continue Reading | yorum

Tarihi Keşif; Pluton Canlı…

8 Ekim 2015 Perşembe

Tarihi Keşif; Pluton Canlı…


NASA'dan Plüton'da büyük keşif

08. 10. 2015

NASA Plüton'un "canlı" olduğuna ilişkin yeni verileri açıkladı. Dr. Alan Stern'e dayandırılan keşifte 'Bu gezegen canlı. Kendi hava koşulları, atmosferinde sis ve aktif bir jeolojik yapısı var'  denildi. Bu keşif Plüton'da yeni bir canlı türü bulunmuş olabileceği yorumlarını güçlendirdi. NASA açıklamasında da New Horizons (Yeni Ufuklar) uzay aracının Pluton'da mavi bir gökyüzü ve buz halinde su bulunduğunu açıkladı.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) üst düzey araştırmacılarından birisi olan Dr. Alan Stern, bugün Plüton gezegeniyle ilgili çok önemli bir açıklama yapacağını duyurmuştu.

Beklenen açıklama bugün NASA'nın sitesinden yapıldı. Dr. Stern, Kanada’daki Alberta Üniversitesi’nde, Plüton gezegeni ve onun en büyük uydusu olan Charon’a ait çok yüksek çözünürlükteki fotoğraflar eşliğinde bir konuşma yaptı. Davetlilerin büyük bir ilgiyle takip ettiği konuşması, NASA’nın Plüton’da yeni bir canlı türü keşfetmiş olabileceğine yönelik yorumları güçlendirdi.

NASA'dan yapılan açıklamaya göre Dr. Stern, Plüton gezegeni ve uydusu Charon’da hayat izleri olabileceği söylerek, “Bu gezegen canlı. Kendi hava koşulları, atmosferinde sis ve aktif bir jeolojik yapısı var” İfadelerini kullandı.

Dr. Alan Stern, “NASA’nın yayınlayacağı belgeler güneş sistemiyle ilgili olarak bildiğimiz her şeyi değiştirecek. İnanılmaz şeyler var” dedi.

NASA da Stern'in açıklamasının ardından o fotoğrafları yayınladı. NASA açıklamasında New Horizons (Yeni Ufuklar) uzay aracının Pluton'da mavi bir gökyüzü ve buz halinde su bulunduğunu açıkladı. Bu durumun bir canlı türünün Plüton yüzeyinde yaşam bulabileceği yorumlarının yapılmasına neden oldu. Mavi gökyüzünün moleküler düzeyde yaşamın oluşmasına elverişli koşulları yaratabileceğine yer verildi.

İşte NASA'dan servis edilen o fotoğraflar: 






Continue Reading | yorum

Mars'taki su ne anlama geliyor?

5 Ekim 2015 Pazartesi

Mars'taki su ne anlama geliyor?


National Geographic

05. 10. 2015

Mars'ta su bulundu ve herkes bunun çok önemli bir şey olduğu konusunda hemfikir. Peki neden önemli olduğunu biliyor muyuz?
Mars'ta su bulunmasıyla Kızıl Gezegen'i keşfetme maceramızda yeni bir dönemin açıldığını söylemek çok çekici geliyor.

Mars'a adım atan ilk insanların bu tuzlu su akıntılarından birinin dibine yerleşeceğini ve bundan taptaze içme suyu üreteceğini düşünebilirsiniz. Hatta belki de mikroplara ev sahipliği yapma ihtimali olan nemli Mars kuytularında yaşam da bulacaklar.

Fakat gerçeklik temkinli olmayı gerektiriyor. Akan su bulmak yaşam bulmakla aynı şey değil. Şimdilik bilim insanları suyun nereden geldiğini veya bu sızan suyun kimyasının yaşamı desteklemeye elverişli olup olmadığını bilmiyor. Ve ne yazık ki bu gizemleri çözmek için oraya gitmemiz de epey vakit alacak gibi duruyor.

"Hemen şimdi bir uzay aracını tertemiz yapıp Mars'a bir yüzey aracı göndermek çok kolay değil," diyor Caltech'te gezegen jeoloğu olan Bethany Ehlmann. Ehlmann'ın bahsettiği temizlik, Dünya'dan uzay araçlarıyla Mars'a ulaşıp Kızıl Gezegen'in yüzeyine bulaşmasından endişe edilen mikroplara karşı yapılacak bir temizlik.

Ancak tabii ki heyecanlanmak için de nedenler var. "Bu mevsimsel sızıntılar dünya dışı yaşam arayışında bakılabilecek en iyi yer muhtemelen," diyor Ehlmann.

YAŞAM İHTİMALİ OLABİLİR Mİ?

Bilim insanları şimdilik şu kadarını biliyor: Analizler gösteriyor ki Mars'ın yamaçlarında yaz mevsimlerinde oluşan gizemli çizgiler, gezegenin yüzeyinde akan sıvı su tarafından oluşturuluyor. Bu tuzlu su kimyasal tepkimeleri, hatta yaşamı bile destekliyor olabilir.

Mars'ın çevresindeki yörünge aracı Reconnaissance'ın HiRISE kamerası tarafından çekilen fotoğrafta görülen çizgiler, en az Mars'ın kendisi kadar güzel. Fakat güzellikleri bir yana, bu çizgiler gürül gürül bir akıntıdan ziyade bir sızıntıdan ibaret.
Bir yeraltı akiferi veya daha sıcak aylarda eriyen ve Mars yamaçlarından akan yüzey altı buz kütlesi tarafından besleniyor olabilirler.

Olasılık dışı olmasalar da –Mars yüzeyinin altında buz kütlelerinin varlığını biliyoruz– bilim insanlarının aklına daha çok yatan bir senaryo daha var: Su atmosferden geliyor. Eğer bu doğruysa, yüzeyde bulunan su değerlendirmesi çok daha zor bir kaynak haline gelecek.

Atmosferdeki bu su nasıl koyu renkli çizgilere dönüşüyor olabilir? Mars'ta –tıpkı Dünya'da olduğu gibi– yüzeydeki tuz atmosferdeki su buharını emip kristal yapısının içine hapsedebiliyor. İyice ıslanan kristaller daha sonra ısındıklarında çözülüyorlar. Sıvı haldeki karışım yer çekimine yenik düşüyor ve Mars yamaçlarından yavaş yavaş aşağı akıyor.

Şili'nin inanılmaz derecede kuru olan Atacama Çölü'nde de var olan bu sistem en sıradışı yaşam şekillerinin hayatta kalmasını sağlıyor.

Tabii bunun Mars'ta da bu işe yaradığının bir garantisi yok. McKay Mars akıntılarının yanında yer alan ve perklorat adı verilen tuz türünün, Dünya'da en çok rastladığımız tuz türlerinden farklı sıvı karışımlar oluşturduğunu söylüyor. Hatta Mars'taki bu yapı en fazla Antarktika'daki Don Juan Havuzu'ndakine benzer bir davranış sergiliyor olabilir. Söz konusu havuz Dünya'daki en tuzlu sıvı su kütlesi –ve ne yazık ki tamamen ölü.

"Böyle bir su kütlesi yaşam için hiç uygun değil ve biyolojik olarak da pek ilgi çekici değil," diyor McKay. "Don Juan Havuzu'nun sularında hiçbir şey yaşayamaz."

Suyu Takip Edince

Diyelim ki atmosferdeki nemden kaynaklanan su sızıntıları Mars'a ayak basacak ilk insanlar için çok da verimli bir su kuyusu işlevi görmeyecek; hatta belki Marslı mikroorganizmalar için bile harika bir ev olmayacak. Peki bunlar bu buluşu değersiz kılar mı?

Kesinlikle hayır. Şu ana kadar –elimizdeki tek örnek olan Dünya'dan öğrendiğimiz kadarıyla– şunu biliyoruz: Yaşam, su olan her yerde belirme eğilimi gösteriyor. Bu yüzden NASA'nın dünya dışı yaşam arayışına tek bir motto yön veriyor: "Suyu takip et."

İronik olarak NASA bu son bulunan suyu takip edemiyor. Şimdilik.

NASA'nın Gezegen Koruma Ofisi'nin dediğine göre akan suyun olduğu bir bölgeye uzay aracı göndermek çok riskli. Su bulunan yamaçlar "özel bölge" olarak etiketlenecek; bu bölgelere temizlenip sterilize edilmeden hiçbir uzay aracı gönderilmiyor.

Olur da uzay aracına sızan mikroorganizmalar Mars yolculuğu boyunca hayatta kalır ve kendilerine tuzlu bir havuz bulursa Kızıl Gezegen'de tutunabilir ve bu bölgelere bulaşabilirler. Bu senaryo yalnızca ileride Mars'ta yapacağımız yaşam arayışına darbe vurmakla kalmaz, olası bir felakete de yol açabilir: Dünya'da istilacı türleri nasıl hızlı yaydığımızı ve onların yol açtığı hasarları bir düşünün.

Bu ihtimal tabii ki dikkatli olmayı gerektiriyor. Fakat eğer bir gün insanlar Mars'ta yürüyecekse (ki bazı kişilere göre Güneş Sistemi'nin keşfinde sıradaki adımımız bu olacak) zaten etrafa sterilize edilmiş robotların yayabileceğinden çok daha fazla mikroorganizma saçılak. Ayrıca Dünya'dan mikroorganizmalar illa Mars'ta hayatta kalacak diye bir şey de yok.

Geçtiğimiz onyılda gezegenleri keşfederken bulduğumuz en önemli şey suyun her yerde olduğu: Ay'ın tozlarına tıkışmış halde, Merkür'ün gölgeler içindeki kraterlerinde donmuş halde, kometlerin kuyruklarında ve başka gezegenlere ait uyduların kabuklarının altında... Şimdi Mars da su bulunduğunu bildiğimiz cisimlerin arasına eklendi. Bu cisimlerde nefes alan olsun ya da olmasın, bu tek başına yeterince önemli bir bulgu.

"Modern Mars hemen önümüzde," diyor Ehlmann. En nihayetinde günümüzde bile yüzeyinde su bulunan aktif bir dünyadan bahsediyoruz. "İklimdeki ufacık bir değişiklik bile suyun yayılıp gitmesini sağlayabilir."






Continue Reading | yorum

NASA Mars'ta su bulurken neden Merak’ı (Curiosity) kullanmadı?

1 Ekim 2015 Perşembe

NASA Mars'ta su bulurken neden Merak’ı (Curiosity) kullanmadı?


Mars oldukça kurak bir gezegen. Dolayısıyla NASA’nın Mars yörüngesindeki uydularından birinin sıvı halde su bulması oldukça çarpıcı bir haber. Ancak bu keşifle ilgili kamuoyuna çok da yansımayan bir çarpıcı bilgi daha var; NASA’nın 6 Ağustos 2012’de Kızıl Gezegen’in yüzeyine indirdiği Mars robotu Curiosity (Merak), su bulunan noktanın sadece 50 kilometre uzağında geziniyor. Peki böyleyken NASA neden sıvı halde su olduğunu düşündüğü bölgeye Merak’ı gönderip yakın fotoğraflar elde etmek yerine uydu fotoğraflarıyla yetindi?

Amerika Bülteni bu sorunun yanıtını aradı. Türkiye'de özellikle sosyal medya su bulunduğu haberi üzerine bir çok espri üretilse de NASA'nın son Mars operasyonunda çok önemli detaylar bulunuyor. Bültenin internet sitesinde yer alan haber şöyle:

"Merak"ı internetten veya sosyal medya hesaplarından izleyenler için bu sorunun ilk yanıtı tahmin edilebilir aslında. Curiosity’nin (Merak) günde gidebildiği en uzun mesafe 150 metre. Yani, yoluna bir engel çıkmadan ve trafiğe de takılmadan her gün tam gaz yolculuk yapsa, suyun bulunduğu bölgeye ulaşması 1 yıl alacak. NASA ise bu son derece pahalı robotu 1 yıllık yolculuğa göndermek yerine çok daha önemli yüzey analizleri ve bilimsel keşif ve deneyler için kullanmak istiyor.

PEKİ YA İKİNCİ, YANİ ASIL YANIT

İşte o çok daha şaşırtıcı bir sebep. Merak, tüm temizlemelere rağmen hala dünyadan bakteri veya mikropları taşıyor olabilir. NASA’nın en son istediği şey de Mars’a bir şekilde ulaşmayı başarmışsa bile dünyalı bakteri ve mikropların orada muhtemel bir yaşam ortamı bulması.
NASA’nın, bu endişeyle, yani sırf uzay araçlarının her türlü bakteri ve mikroptan arınmasından sorumlu dev bir departmanı bile var. NASA’nın göndereceği uzay aracının misyonuna göre farklı temizlik kategorileri var.

NASA, 1970’li yıllarda Viking Uzay Aracını Mars’a gönderdiğinde ‘IVc’ temizlik kategorisi uygulandı. Bu kategori, uzay aracında tek bir mikroskobik yolcu olmadığından emin olma amaçlı en üst düzey bir temizlik işlemi gerektiriyordu. Viking, yüzeyinde veya içinde hiçbir mikrobiyolojik yaşam kalmaması için adeta fırınlandı. Bu da elektronik aksamının aşırı sıcağa dayanaklı olarak imal edilmesi anlamına geliyordu. Bu ise, oldukça büyük bir ekstra maliyet demekti. Ancak NASA bu maliyeti göze aldı. Çünkü, Viking aynı zamanda, Kızıl Gezegende ‘yaşam’ belirtisi de arıyordu. Ve bir canlı iz bulursa, bunun dünyalı bir bakteri değil, Mars mikrobu olduğundan emin olmak istiyordu. (Bu arada Viking, Mars’ta yaşam belirtisi bulamadı.)

NASA’nın 1990’lı yıllardan itibaren Mars’a gönderdiği Mars robotlarının (Spirit, Opportunity, Curiosity) ana misyonu yaşam belirtisi taramak değil. Bu nedenle de NASA, bu robotların sadece ‘IVb’ kategorisi bir temizliğe tabi tutulmalarına karar verdi. Bu nedenle bu araçlara kaçak binen bazı bakteriyal sporlara müdahale edilmedi. NASA, bu robotlar, Mars’ta su bulunduğu tespit edilen noktalardan uzak kaldığı sürece de, bu kaçak yolcuları sorun etmiyor.

Bu arada dikkatli okurlar Vb ve Vc gibi temizlik kategorileri varsa Va kategorisi de vardır diye düşünmüştür. Evet NASA’nın temizlik departmanının temizlik kategorilerinin ilki bu.Kategori Va veya sadece Kategori V temizliğin amacı, uzaydan dönen uzay araçlarını ve her türlü eşya ve personeli temizleme misyonu. Yani NASA, sadece diğer gezegenlere mikrop bulaştırmamamız için değil, uzaydan dünyaya bir şey bulaşmaması için de dikkat ediyor.







Continue Reading | yorum

Uzaylılar dünyanın sonunu getirebilir

Uzaylılar dünyanın sonunu getirebilir


Stephen Hawking: Uzaylılar dünyanın sonunu getirebilir

01. 10. 2015

Stephen Hawking, dünya dışı varlıkların gezegenimizi keşfetmesinin insanlığın sonunu getirebileceği uyarısında bulundu.

Ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, İspanya'da yayın yapan 'Spain's El Paris'e verdiği mülakatta dünya dışı varlıklar ile ilgili ilginç açıklamalarda bulundu.

Söz konusu röportajda dünya dışı varlıkların başka bir deyişle uzaylıların insanlığın sonunu getirebileceği uyarısında bulunan Hawking, bu yönde araştırmalarda bulunmanın  insanlığın kendi sonunu yaklaştırdığı uyarısında bulundu.  

"UZAYLILARIN VARLIĞINI KABUL ETMEK OLDUKÇA TUTARLI BİR TEORİ"

Hawking’e göre, matematiksel olarak dünya dışı varlıkların var olduğunu kabul etmek oldukça olası bir teori. Bu varlıkların göçebe bir kültüre sahip olma olasılıklarının altını çizen Hawking, bu canlıların kendi gezegenlerindeki kaynakları tüketmiş ve yaşama uygun başka gezegen arayışı içinde olma olasılıklarının bulunduğunu da sözlerine ekledi. 

"GEZEGENİMİZİN İŞGALİ İLE SONUÇLANABİLİR"

Bu durumun son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirten İngiliz fizikçi, söz konusu arayışın gezegenimizin işgali ile sonuçlanabileceği olasılığının mevcut olduğunun altını çizdi.  

"AMERİKA’NIN KEŞFEDİLMESİNDEN BİLE DAHA KÖTÜ"

Gezegenimizin dünya dışı bir medeniyet tarafından keşfedilmesini Amerika'nın keşfine benzeten Hawking, bu senaryonun gerçekleşmesinin doğuracağı sonucu "Amerika’nın keşfedilmesinden bile daha kötü" olarak örnekledi. 

Daha önce benzer bir uyarıyı yapay zeka için yapan teorik fizikçi Stephen Hawking, İngiltere'nin başkenti Londra'da düzenlenen Zeitgeist Kongresi'nde yaptığı konuşmada "Bilgisayarlar, yapay zeka sayesinde önümüzdeki 100 yıl içinde insanları alt edecek" ifadelerini kullanmıştı. 





Continue Reading | yorum

NASA MARS’TA SIVI SU BULDU

28 Eylül 2015 Pazartesi

NASA MARS’TA SIVI SU BULDU



28 09. 2015

NASA, Kızıl Gezegen Mars’ta sıvı halde su bulduklarını açıkladı

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, tüm dünyanın merakla beklediği açıklamayı yaptı: NASA, Mars'ta sıvı halde su bulunduğunu duyurdu.

NASA, Mars’ta sıvı halde su bulduklarını açıkladı. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, günlerdir merakla beklenen Mars ile ilgili ‘büyük bilimsel keşfini’ canlı yayında tüm dünyaya açıkladı.

NASA’nın Mars ile ilgili basın açıklamasına NASA Gezegen Bilimi Başkanı Jim Green, Mars Keşif Programının önde gelen araştırmacılarından Michael Meyer, Georgia Institute of Technology araştırmacılarından Lujendra Ojha, NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’nden Mary Beth Wilhelm, Arizona Üniversitesi Yüksek Çözünürlüklü Bilimsel Deney Görüntüleme (HIRISE) merkezinin önde gelen araştırmacılarından Alfred McEwen katıldı.

MARS’TA DONMUŞ HALDE BULUNMUŞTU

Mars yüzeyinde suyun donmuş halde bulunduğu uzun zamandır bilinen bir gerçek. Ancak gezegende sıvı halde su olup olmadığı yıllardır sorgulanan bir konu.

2015′in ilk aylarında NASA’nın Mars yüzeyindeki aracı Curiosity, gezegenin yüzeyinde bir tür tuz molekülü olan kalsiyum perklorat bulmuştu. Bu bulgu, Mars yüzeyine yakın yeraltı su kaynakları olabileceği fikrini destekler nitelikteydi.

NASA’dan Mart ayında yapılan açıklamada ise Mars’ta bir dönem Kızıl Gezegen’in yüzeyinin beşte birini kaplayan bir okyanus olduğunu ve bu okyanusun yer yer kilometrelerce derinliğe ulaştığına dair kanıtlar bulunduğu belirtilmişti.





Continue Reading | yorum

Yapay ortamda sperm üretildi

19 Eylül 2015 Cumartesi



 19.09.2015

Fransa'da bilim insanları laboratuvar ortamında yapay sperm üretti.

Fransa ’da, 10 yılı aşkın süredir yürütülen çalışmalar olumlu sonuç verdi. Bilim insanları kısırlığın tedavisinde çözüme ulaştı. Kısırlık tedavisinde çığır açması beklenen uygulamanın patentinin Fransız hükümeti tarafından alındığı belirtildi. Laboratuvar görevlilerinden Marie-Helene Perrard, perşembe günü kamuoyuyla paylaşılan gelişmeyle ilgili açıklamalarda bulundu. Perrard, ‘Yeni geliştirdiğimiz teknik ile şimdilik ergenlik öncesi dönemdeki erkeklerin spermatogonial kök hücrelerini kullanarak sperm elde ettiklerini’ açıkladı.

Çalışmanın, ilk etapta farelerden elde edilen spermle denendiğini belirten Perrard, daha sonra maymunlara geçtiklerini, araştırmanın en son aşamasında ise insanlardan alınan spermlerin denendiğini belirtti. Uygulamanın 2017′te deneneceğini belirten Perrard, “Tedavi, kanser olan erkekler için de büyük öneme sahip. Kanser olmuş ve kemoterapi tedavisi gören erkeklerde sperm üretiminde sorunlar meydana geliyor ve kısırlık görülüyordu. Bundan böyle üreme sorunları ortadan kalkacak” dedi.



Continue Reading | yorum

Biz Yeni Uygarlığız

17 Eylül 2015 Perşembe



Biz Yeni Uygarlığız

Biz buradayız.
Biz şimdi, daha büyük bir rüyayı düşlemek için, geçmişimizden uyanıyoruz.
Bizler arkadaşız ve eşitiz, bizler çok çeşitliyiz ve özgünüz ve bizler aramızdaki farklılıklardan çok daha büyük bir şey için birleşiyoruz.
Biz özgürlüğe ve işbirliğine inanıyoruz.
Biz yeni ortaya çıkmakta olan bir kültürüz, insanlığın özünün yeniden doğuşuyuz.
Biz kendi kendimizin rehberleriyiz ve kendi doğrularımızı kendimiz saptarız.
Bizim birçok adımız var, biz birçok dilde konuşuruz.
Biz dünyanın her bölgesindeyiz, biz havanın her zerresindeyiz.
Biz kendisinin farkında olan evreniz, biz evrim dalgasıyız.
Biz her çocuğun gözlerindeyiz, bilinmeyeni hayret ve heyecanla karşılarız.
Biz bugünde yaşayan, geleceğin habercileriyiz.
Biz sessizlikten geliriz ve biz kendi doğrumuzu dile getiririz.
Biz susturulamayız çünkü bizim sesimiz herkesin içindedir.
Bizim düşmanlarımız yoktur, sınırlar bizleri ayırmaz.
Biz doğanın döngülerine ve kendini ifade edişine saygı duyarız, çünkü biz doğayız.
Biz kazanmak için oynamayız, biz yaşamak ve öğrenmek için oynarız.
Bizim davranışlarımızın özünde ilham, sevgi ve kendine karşı dürüst olmak vardır.
Biz araştırırız, biz keşfederiz, biz hissederiz ve biz güleriz.
Biz hayatı tüm potansiyelimizi ortaya koyacak şekilde yaşamaya gayret ediyoruz.
Biz bağımsızız, kendine yeteniz ve sorumluluk sahibiyiz.
Biz birbirimizle barış içinde, anlayış ve saygı temelinde ilişki kurar bütünleşiriz.
Biz yaşamın ritmi ile dans ederiz.
Biz yeni zamanın ipliklerini dokuruz.
Biz yeni uygarlığız…

Bu şiirsel manifesto Flemming Funch tarafından yazılmıştır.

Paylaşabilirsiniz..

Text in other languages:




Continue Reading | yorum

Satürn'ün uydusunda "yaşam belirtisi"

16 Eylül 2015 Çarşamba



Satürn'ün uydusunda "yaşam belirtisi"

16. 09. 2015

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın Cassini uzay aracı, Satürn gezegeninin 6. büyük uydusu Enceladus’un buz yüzeyinin altında tüm küreyi kaplayan bir okyanus olduğuna dair yeni deliller buldu.

ABD’nin Ithaca şehrindeki Cornell Üniversitesi’nin, bilim dergisi Icarus’ta yayınlanan son araştırma sonuçlarına göre, jeolojik olarak aktif durumdaki Enceladus’un yüzeyinin altındaki büyük akıcı su kütlesi, bilinmeyen deniz canlılarına ev sahipliği de yapıyor olabilir.

7 yıldan uzun bir süredir Cassini’nin gönderdiği Enceladus fotoğraflarını inceleyen araştırmacılar, uydunun yüzeyindeki titreşimlerin büyüklüğünün, buz yüzeyin dışarıdan içe doğru tamamen donmuş halde olmadığını, bunun da buzun altında tüm küreyi kaplayan bir okyanusun var olduğunu gösterdiğini bildirdi.

Dikkatli bir şekilde yer şekillerini ve kraterleri haritalandıran bilim insanları, Satürn’ün yer çekiminin de etkisiyle uydunun yüzeyinin hareketli ve değişken olduğunu belirledi. Bu da Enceladus’un kayalık çekirdeği ile buz yüzeyi arasında kalın bir akışkan bölge olduğunu ortaya çıkardı.

Enceladus’ta bir okyanus olabileceği teorisi, 2005’te Cassini’nin uydunun güney kutbunda su buharı ve buz püskürten volkan ağızları keşfetmesiyle ortaya çıkmıştı. Yaklaşık 500 kilometre çapındaki Enceladus’un yer çekimi özelliklerini inceleyen gök bilimciler, buz kaplı yüzeyin 30 – 40 kilometre altındaki okyanusun derinliğinin 10 kilometreyi aştığını belirtiyor. Gizli okyanusun, Güneş Sistemi’nde mikrobiyal hayata en uygun bölgelerden birisi olduğu kaydediliyor.

Cassini uzay aracı, 28 Ekim’de Enceladus’e en yakın geçişini yaparak yüzeyin yaklaşık 49 kilometre üzerinden uçacak. Elde edilecek veriler, gelecekte bu uyduya yapılması planlanan insanlı ya da insansız görevler için yeni yol haritaları belirleyecek.





Continue Reading | yorum

KÜRESEL ISINMA ARTIYOR

14 Eylül 2015 Pazartesi



KÜRESEL  ISINMA ARTIYOR

Gelecek iki yıl, dünyada sıcaklık rekoru kırılabilir. Dünyanın yeni bir El Nino dönemine gireceğini tahmin eden İngiliz meteoroloji uzmanları, dünyanın iklim sisteminde yaşanacak değişiklikler konusunda şimdiden uyarıda bulunuyor.

İngiliz meteoroloji uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre küresel ısınmadaki yavaşlama iki yıl içinde sona erecek. bu yıl ve gelecek yıl rekor düzeyde sıcaklıklar yaşanacak. Bu sıcaklık artışında El Nino hava sistemi de etkili olacak.

El Nino hava sistemi Büyük Okyanus'taki sıcaklıkları yükselterek tüm dünyayı ısıtacak. Bu da kuraklıklarla aşırı hava olaylarına yol açacak. El Nino hava sisteminin etkisinin 1950'den bu yana ilk kez bu kadar şiddetli hissedileceği vurgulanıyor.   

Uzmanlar,  küresel ısınmayı önlemeye yönelik ciddi adımlar atılmamasının ve karbon salınımı da sıcaklık artışında pay sahibi olduğunu kaydediyor.  

Araştırma sonuçlarının, küresel ısınmanın abartıldığını söyleyenlerin iddialarını çürütecek nitelikte olduğu da belirtiliyor.  

Aralık ayında Paris'te yapılacak zirvede,  karbon salınımını kısıtlama yönünde  bir anlaşmaya varmaları için dünya liderleri üzerindeki baskının  artması gerektiği bildiriliyor.  





Continue Reading | yorum
 
Copyright © 2011. ATLAS . All Rights Reserved
Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
Template Modify by Creating Website. Inpire by Darkmatter Rockettheme Proudly powered by Blogger