ÖZLÜ SÖZ

İnsanın kıçına bir tekme birçok sözcükten daha çok anlam ifade eder. - ATLAS

Popüler Yayınlar

KÜLTÜR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜLTÜR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İNSAN, BİR HİÇ BİLE DEĞİL

30 Ocak 2017 Pazartesi


İNSAN, BİR HİÇ BİLE DEĞİL….

Tanrı evreni; insanları test etmek, sınamak için mi yaratmıştır?

İnsanın dünyaya bir amaç için geldiğini ve bir sınava tabi tutulduğunu düşünmek sadece inanmak istediğine inanmaktır, başka da bir şey değil.

Evren insanlar için yaratılmamıştır, evren insanları yaratmıştır.

Tüm canlıların; insanların, hayvanların, bitkilerin ölümden sonra hiçbir şey olmadığını biliyorken, insana cennet cehennem sunmak insanlardaki ölümsüzlük isteğinden ileri gelmektedir.

Şöyle bir düşünelim;

Evrende yaklaşık 500 milyar galaksi var ve her galakside yine 500 milyardan fazla yıldız, gezegen. Peki ya nedir buradaki amaç?

Amaç falan yok, evren hiçbir amaçsız, hiçbir gayesiz kendi kendine oluşmuştur, hiçbir kimse için, hiçbir kimse tarafından yaratılmamıştır.

Geçin kendinizi, dünya üzerindeki milyarlarca insanı da geçin, milyarlarca galaksi içinde dünya bile sadece bir hiçtir, bir sahildeki kum tanesi kadar bile değerli değildir. Dünyanın var olması evren için hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gibi, yok olması da hiçbir şeyi değiştirmez.

Resimdeki mavi soluk nokta; şu anda güneş sistemimizi terk eden ve uzayın sonsuzluğuna açılan, ilk ve tek uzay sondası Voyager 1 tarafından rekor denilecek bir uzaklıktan çekilen dünyanın bir fotoğrafı olup, dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına, yalnız, gösteren bir fotoğraftır. Özel bir yer değil… Evren için bir toz zerresi bile değil…

Kendinizi sınav yapılıyormuş gibi yüceltmeniz sadece bencilliğe girer. O kadar abartmayın varlığınızı…

İnsan bir hiç bile değil…

atlas





Continue Reading | yorum

Doğadaki en iyi Anne hangi türe ait?

21 Ocak 2017 Cumartesi



 Doğadaki en iyi Anne hangi türe ait?

Filler, kutup ayıları, timsahlar, aslanlar, çitalar ve goriller. Hepsi iddialı.

Aile ve bakım söz konusu olduğunda insanların başta geldiğini düşünürüz. Ancak hayvanlar alemine şöyle bir göz attığımızda, bizim kadar iddialı başka türler de olduğunu görebiliriz.
Filler 22 ay süren gebelikleri nedeniyle, yavrusunu en uzun süre karnında taşıyan tür unvanına sahip. Kutup ayılarıysa aynı süreçte kendi vücut ağırlıklarını iki katına çıkarmak zorundalar. Aksi takdirde düşük yapma ihtimalleri çok yüksek. Aslanları da unutmamak gerek. Zira doğanın en iyi anneleri listesinde hep üst sıralarda yer alıyorlar. Neden mi? Başka annelerin bebeklerini de emziriyor tüm bebeklere kendi yavrularıymış gibi sahip çıkıyorlar.

Kimin en iyi anne olduğunu söyleyebilmek için hangi türün yavrularına en ideal bakımı sağlayabildiğine de bakmak gerek. Doğada ideal bakım kavramı sadece iyi bir beslenme ve korumayla değil, çocukların büyüdüklerinde kendi türlerini ne kadar iyi temsil ettikleriyle de ölçülmekte. Ama tabii yine de en zor olan kısmı bebek bakımı. Ne de olsa tüm türler bu konuda aynı iddiaya sahip değil. Bazen de hiç beklemediğimiz bir türün bu konuda son derece şaşırtıcı davranışlar sergilediğine şahit olabiliyoruz. Örneğin timsahlar. Onların ne kadar güçlü bir çeneye sahip olduklarını hepimiz biliriz. Avlandıklarında, ağızlarına aldıkları her şeyi kemiklerine dek parçalayabilirler. Ancak anne timsahlar bebeklerini ağızlarına alıp taşırken, bunu son derece dikkatli ve şefkatli bir şekilde yapıyorlar, Hatta diğer türlere av olmasınlar diye yavrularını iyice saklıyor ve dikkat çekmemek için o bölgeden uzaklaşmak zorunda katıyorlar Bunu bilmeyen biri böyle bir ana tanık olduğunda, anne timsahın yavrularını hiç önemsemediğini düşünebilir. Oysa gerçekte onları korumanın tek yolu bu olduğu için uzak durup avcıların dikkatini kendi üzerine çekmeye çalışıyor.

Çitalar da bu konuda bir hayli iddialı Bebekleri ölü doğsa bile hemen vazgeçmiyor, bir süre boyunca hayata geri döndürmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Doğada ölü doğan bebeğe böylesine bir enerji harcamak kabul edilebilir bir şey değil. Çünkü enerji hayatta kalmak için sahip olunan en büyük güçlerden biri ve boşa sarf edilemez. Hatta genelde aynı durumla karşılaşan diğer etçil türler bebeği yiyerek enerji elde etme peşinde oluyor. Araştırmacılar, çitaların en iyi anne modeline uygun bir tür olduğunu düşünmekte. Her şeyden önce, bebekleriyle kurdukları duygusal bağ kendi yaşamlarından ödün verme derecesinde. Yine de birkaç kere şahit olunan bu gerçeği çitaların tamamı için genelleyemeyiz.

Bir başka iddialı anne model de goriller. Şu ana dek yapılan gözlemlerde, kötü veya sıradan bir anne olduğu söylenebilecek tek bir gorile bile rastlanmadı. Bebeklerini 6 ay boyunca sırtlarında taşıyor. 4 yaşına kadar mükemmel bakımı sunuyor ve 6 yaşına dek yanlarında tutarak eğitmeye devam ediyorlar.

Popular Science, Haziran 2015






Continue Reading | yorum

Bir saat neden 60 dakika?

20 Ocak 2017 Cuma



Bir saat neden 60 dakika?

Sümerlerin 60'lık sayı sistemini tercih etmiş olması.

Neden saati 60 değil de 30 dakikaya bölmedik? Hatta her bir dakika da 30 saniyeden oluşuyor olabilirdi. Aslında sadece son birkaç yüzyıldır mevcut ölçüm sistemini kullanmaktayız. Ancak bunun böyle olmasının, bilimsel ilerleme açısından yaşamsal öneme sahip bazı sebepleri var.

Daha eski zamanlara dönüp bakacak olsak, ilkel uygarlıkların, zamanı gökyüzünü izleyerek tespit ettiklerini görürüz. Güneş'in açılarındaki değişime göre günü belli dilimlerde ele alıyor, doğadaki değişimler uyarınca mevsim değişimlerini tespit ediyor. Ay'ın döngülerine bakarak haftaları belirliyorlardı. Tabii hiçbiri günümüzde kullanılan yöntem kadar büyük bir kesinlik taşımıyordu.

60'lık sistem. Sümerler zamanında kullanılmaya başlandı. Hatta bunun dışındaki sayı sistemlerini de kullandıkları bilinmekte. Günümüzde matematik sistemi ondalık sayılar üzerine kurulmuş durumda. Sümerler ise 12'lik ve 60'lık dizgeyi tercih etmişlerdi. Neden bu iki sistemi seçtikleri tam olarak bilinmiyor olsa da birkaç teori mevcut:

- Antik kültürlerin çoğunda parmakların üç boğumu kullanılır, böylece başparmak haricindeki diğer dört parmak 12'ye karşılık gelirdi. Bir teoriye göre: 60'lık sistem, dört yerine beş parmak kullanmakla başladı. Bir elin dört parmağı hala 12'ye karşılık geliyordu ve diğer elin beş parmağı 12'nin 5 katının hesaplanmasını sağladı. Ama bu çok zayıf bir argüman.

- Sümerler, Örneğin 1/3 = 0.333 gibi tekrar eden rakamlardan oluşan kesirleri kullanmazlardı. 60'lık sistemde bu türden kesirler azalır. Bu sistemi o yüzden tercih etmiş olabilirler.

-12. Sümerler için çok önemli bir sayıydı. Daha sonra antik Mısır kültürüne de aynı şekilde aktarıldı. Örneğin; Ay'ın bir yılda gerçekleştirdiği döngülerin, Zodyak'taki yıldız kümelerinin ve güneş sistemindeki gezegenlerin sayısı (onlara göre 12 gezegen vardı) hep 12'ye karşılık geliyordu. Dolayısıyla bunu, günü dilimlere bölmek için de kullandılar.

Sümerler, Akadlar'ı fethettikten sonra ünlü Babil krallığı ortaya çıkmıştı. M.Ö. 18. Yüzyılda Babilliler daireyi 360 dereceden oluşacak şekilde böldüler. Bu durum, astronomi gözlemlerini bambaşka bir noktaya taşıdı. Çünkü böylece gökyüzündeki yıldızları kataloglamaya başladılar. Hatta Güneş ve Ay tutulmalarının tarihlerini bile tahmin edebiliyorlardı. Büyük İskender, Babil ilminin Yunanistan ve Hindistan'a da yayılmasını sağladı. Ancak Yunan sayı sistemi, bizim bugün kullandığımız ondalık sayılardan oluşuyordu. Dolayısıyla 60'lık sistem ve ondalık sistem bir arada kullanılmaya başlandı. İki asır sonra İskenderiyeli Batlamyus derece ve koordinatları tekrar bölerek 60'lık zaman ölçüm sistemini elde etti. Böylece günün her bir saatini 60 dakika, bir dakikayı da 60 saniye olarak ele almaya başlamış olduk. Günümüzde "derece, dakika ve saniye" düzenini hala kullanıyor, koordinatları bu şekilde belirliyoruz.

Popular Science, Mayıs 2015





Continue Reading | yorum

Dinler başarısız oldu…

29 Aralık 2016 Perşembe



Dinler başarısız oldu…

Kimi dinler şunları emreder: "Hiç yalan söyleme, kimsenin hakkını yeme, kimseye eziyet etme, her zaman iyilik ve güzellikten yana ol." Ve bu dinden olduğunu söyleyen insanların neredeyse hepsi emredilenleri yapmaz, tersini yapar. O halde böyle davrananlar o dinin dışında demektir. Onlar, kimi durumlarda yalan söylemeyi de, hak yemeyi de, eziyet etmeyi de, kötülük ve çirkinlikten yana olmayı da haklı ve doğru gösterirler. Bunu yaparken, kendince bazı bahanelere sığınırlar. Tüm bahaneleri birer düşüncedir. Ve düşünceler, hem bölücü hem de her an değişebilen şeylerdir. Bu yüzden onlara güvenemezsiniz.

Bahsettiğimiz dinler çok yandaş topladı ve neredeyse hiçbir yandaşını düzeltemedi.

Bu dinler kendi içlerinde bölünüp mezheplere ayrıldı. Bir din bir diğer dini, bir mezhep bir diğer mezhebi yabancı, hatta kimilerini düşman gördü. Kimi dinler ya da mezhepler, birbirleriyle savaştılar. İnsanlar din ve ya mezhep adına birbirini öldürdü, işkenceler yaptı.

Milattan Sonra 2000 li yıllardayız. Din ve mezhep düşmanlıkları ve savaşları hala dünyayı cehenneme çeviriyor.

Dinler emreder. Ve bunu yaparken korkuyu kullanırlar. İnsan, karmaşanın egemenliğinde bir varlık. Bu korkular ve emirler, kendisini kabullenen insanların karmaşasını daha da dallanıp budaklandırdı. Karmaşa içindeki insanlar, ilk hallerinden farklı ve bozulmuş başka dinler üretmiş oldu. Ve aslından uzaklaşmış bu dinlerini hala asıl din zannediyorlar. Bunun farkında değiller.

Sonuçta bir kitaptan da okunsa bir insandan da duyulsa dinler sadece sözcüklerdir. Bunu görüyor musunuz? Her insan kendi zihninde, bu sözcüklere kendine göre şekiller verir. Ve o şekilleri din olarak kabul eder. İnsanın her an içinde bulunduğu çelişkiler ve karmaşalar bu şekilleri değiştirir. Yani o dini değiştirmiş olur. Böylece her insan zihninde diğer insanlardan farklı bir din yaratmış olur. Ve zihinlerde oluşan bu dinler, ilk ve saf halleri değildir. Ayrıca zihinlerindeki her din bölücü, yıkıcı ve birbiriyle çatışan birçok ayrıntı ile doludur. Bu yüzden insanı hem kendinden hem de diğer insanlardan uzaklaştırır, yabancılaştırır.

Dinler başarısız oldu. Ve olmaya da mahkum.

İnsanı gerçekten düzeltecek olan kendini doğru tanımasıdır. Bu da kendine ve her şeye, kendinden ve her şeyden tamamen özgür bakmakla olur. Ve bu yetenek herkeste var. Böyle bakan insan kendini doğru tanır ve içindeki karmaşalar zinciri hızla çözülmeye başlar. Gittikçe karmaşadan uzak, iyiyi ve güzeli yaşayan ve yaşatan bir varlık haline gelir. Görür ki artık yaşamında hiçbir din yoktur ve kendisi hiçbir dine ait değildir. Ve bu dinsizlik, kurallardan, korkulardan, emirlerden, kelimelerden, insanlardan, kör kabullenişlerden uzak, en saf ve gerçek yaşam tarzıdır!

Atlas Grup




Continue Reading | yorum

Neandertaller konuşabiliyorlar mıydı?

28 Aralık 2016 Çarşamba



 Neandertaller konuşabiliyorlar mıydı?

Bazı bilimsel araştırmalar konuşabildiklerini söylüyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, Neandertal ve günümüz insanının ortak bir ataya sahip olduğunu ve bu atanın dil becerileri geliştirmeye başladığını gösterdi. Bu durum. Neandertaller'in de konuşabildiğini işaret etmekte. Fakat bu dile dair detayları bilmiyoruz.

Geçtiğimiz yıl paylaşılan bir araştırma sonucuna göre; Neandertaller, farklı tonlamalarla kelimelerin anlamlarının değiştirilebildiği karmaşık bir dil kullanmış olabilirler. Bu tür dillerde, söylenen kelimeler ses tonuna göre şekillenmekte. Günümüzde Çince de bu şekilde konuşuluyor. Bilimsel araştırmalar, tonlama lisanı kullanan insanların beyninde iki farklı gen varyantının devreye girdiğini gösteriyor. Neandertal genomu da bu varyantları içermekte.

Ancak bu verilerden yola çıkarak Neandertaller’in konuştuklarına emin olabilmek de mümkün değil. Çünkü genlerimizin belirli dillere yatkınlık kazanmamızı sağladığından emin değiliz. Genlerin lisan kullanımını etkileyip etkilemediği hala araştırılmakta. Bu araştırmalardan kesin veriler elde edebilirsek Neandertaller'in konuşma becerisine dair daha net bir tablo oluşturma imkanına sahip olabiliriz.

Popular Science Mayıs 2015














Continue Reading | yorum

Elektronik sigara zararlı mı?

26 Aralık 2016 Pazartesi

Elektronik sigara zararlı mı?


Normal sigaranın pasif içicisi olmak kadar değil

Geçen yaz yayımlanan küçük ama rahatsız edici bir araştırma, iyi havalandırılmış da olsa kapalı bir mekânda elektronik sigara içmenin havaya ultra ince parçacıklar ve kanserojen olma potansiyeline sahip hidrokarbonlar yaydığını ortaya çıkarmıştı. Araştırmanın yazarları. 'Verilerimiz e-sigaraların emisyonsuz olmadığını doğruluyor" diyor. Yine de üflenen buhar araştırıldığında bu tür emisyonların civardakilere (ya da e-sigara içenlere) büyük bir zarar vermeyecek kadar düşük yoğunlukta olduğu görüldü.

E-sigaralar için düzenleme getirmesi istenen FDA (Gıda ve İlaç Yönetimi) ise temkinli: "E-sigara aerosollerinin bileşenlerini ve pasif içiciliğin potansiyel risklerini belirlemek için daha fazla veri gerekiyor." Fakat Drexel Üniversitesi'nde iş sağlığı uzmanı olan Igor Burstyn onların ihtiyatı biraz abarttığım düşünüyor. “Propaganda ile cehalet iç içe geçiyor." diyor. "Piyasadaki aygıtlara ait binlerce ölçüm var. " Burstyn'in 2014 tarihli e-sigara veri incelemesi, bu aygıtların yaydığı kirleticilerin pasif içiciler için "ciddi bir kaygı oluşturmadığı" söyleniyor. Şunu kesinlikle dile getirebiliriz: E-sigaranın pasif içiciliği, normal sigaranın pasif içiciliğinden çok daha iyi. Toksikolog Maciej Goniewicz'e göre tütün dumanı 60 tanesi bilinen kanserojenler olmak üzere binlerce çeşit kimyasal madde barındırıyor. "E-sigara buharında ise bunlardan sadece birkaçı ve çok daha düşük düzeyde karşımıza çıkıyor."

Popular Science Mayıs 2015


















Continue Reading | yorum

Dünya’yı sıyırdı geçti

11 Ekim 2015 Pazar



Dünya’yı sıyırdı geçti

11. 10. 2015

NASA, büyük bir asteroitin Dünya’yı 25 milyon kilometre ile teğet geçtiğini açıkladı. Bu mesafe gökbilimcilere göre yakın kabul ediliyor.

İnternetteki komplo teorisyenleri, Eylül ayında bir gök cisminin Porto Riko’ya çarpacağı ve bunun Amerika kıtası kıyılarında yıkıma yol açacağı iddiasını ortaya atmıştı.

NASA, 50 milyon kilometre uzaklığa kadar Dünya’nın yakınından geçen gök cisimlerini teleskoplarıyla izleyebiliyor. Gelecek yüzyıl için bir asteroitin Dünya’ya çarpma ihtimali yüzde 0.1 olarak görülüyor.


Continue Reading | yorum

NASA Mars'ta su bulurken neden Merak’ı (Curiosity) kullanmadı?

1 Ekim 2015 Perşembe

NASA Mars'ta su bulurken neden Merak’ı (Curiosity) kullanmadı?


Mars oldukça kurak bir gezegen. Dolayısıyla NASA’nın Mars yörüngesindeki uydularından birinin sıvı halde su bulması oldukça çarpıcı bir haber. Ancak bu keşifle ilgili kamuoyuna çok da yansımayan bir çarpıcı bilgi daha var; NASA’nın 6 Ağustos 2012’de Kızıl Gezegen’in yüzeyine indirdiği Mars robotu Curiosity (Merak), su bulunan noktanın sadece 50 kilometre uzağında geziniyor. Peki böyleyken NASA neden sıvı halde su olduğunu düşündüğü bölgeye Merak’ı gönderip yakın fotoğraflar elde etmek yerine uydu fotoğraflarıyla yetindi?

Amerika Bülteni bu sorunun yanıtını aradı. Türkiye'de özellikle sosyal medya su bulunduğu haberi üzerine bir çok espri üretilse de NASA'nın son Mars operasyonunda çok önemli detaylar bulunuyor. Bültenin internet sitesinde yer alan haber şöyle:

"Merak"ı internetten veya sosyal medya hesaplarından izleyenler için bu sorunun ilk yanıtı tahmin edilebilir aslında. Curiosity’nin (Merak) günde gidebildiği en uzun mesafe 150 metre. Yani, yoluna bir engel çıkmadan ve trafiğe de takılmadan her gün tam gaz yolculuk yapsa, suyun bulunduğu bölgeye ulaşması 1 yıl alacak. NASA ise bu son derece pahalı robotu 1 yıllık yolculuğa göndermek yerine çok daha önemli yüzey analizleri ve bilimsel keşif ve deneyler için kullanmak istiyor.

PEKİ YA İKİNCİ, YANİ ASIL YANIT

İşte o çok daha şaşırtıcı bir sebep. Merak, tüm temizlemelere rağmen hala dünyadan bakteri veya mikropları taşıyor olabilir. NASA’nın en son istediği şey de Mars’a bir şekilde ulaşmayı başarmışsa bile dünyalı bakteri ve mikropların orada muhtemel bir yaşam ortamı bulması.
NASA’nın, bu endişeyle, yani sırf uzay araçlarının her türlü bakteri ve mikroptan arınmasından sorumlu dev bir departmanı bile var. NASA’nın göndereceği uzay aracının misyonuna göre farklı temizlik kategorileri var.

NASA, 1970’li yıllarda Viking Uzay Aracını Mars’a gönderdiğinde ‘IVc’ temizlik kategorisi uygulandı. Bu kategori, uzay aracında tek bir mikroskobik yolcu olmadığından emin olma amaçlı en üst düzey bir temizlik işlemi gerektiriyordu. Viking, yüzeyinde veya içinde hiçbir mikrobiyolojik yaşam kalmaması için adeta fırınlandı. Bu da elektronik aksamının aşırı sıcağa dayanaklı olarak imal edilmesi anlamına geliyordu. Bu ise, oldukça büyük bir ekstra maliyet demekti. Ancak NASA bu maliyeti göze aldı. Çünkü, Viking aynı zamanda, Kızıl Gezegende ‘yaşam’ belirtisi de arıyordu. Ve bir canlı iz bulursa, bunun dünyalı bir bakteri değil, Mars mikrobu olduğundan emin olmak istiyordu. (Bu arada Viking, Mars’ta yaşam belirtisi bulamadı.)

NASA’nın 1990’lı yıllardan itibaren Mars’a gönderdiği Mars robotlarının (Spirit, Opportunity, Curiosity) ana misyonu yaşam belirtisi taramak değil. Bu nedenle de NASA, bu robotların sadece ‘IVb’ kategorisi bir temizliğe tabi tutulmalarına karar verdi. Bu nedenle bu araçlara kaçak binen bazı bakteriyal sporlara müdahale edilmedi. NASA, bu robotlar, Mars’ta su bulunduğu tespit edilen noktalardan uzak kaldığı sürece de, bu kaçak yolcuları sorun etmiyor.

Bu arada dikkatli okurlar Vb ve Vc gibi temizlik kategorileri varsa Va kategorisi de vardır diye düşünmüştür. Evet NASA’nın temizlik departmanının temizlik kategorilerinin ilki bu.Kategori Va veya sadece Kategori V temizliğin amacı, uzaydan dönen uzay araçlarını ve her türlü eşya ve personeli temizleme misyonu. Yani NASA, sadece diğer gezegenlere mikrop bulaştırmamamız için değil, uzaydan dünyaya bir şey bulaşmaması için de dikkat ediyor.







Continue Reading | yorum

Uzaylılar dünyanın sonunu getirebilir

Uzaylılar dünyanın sonunu getirebilir


Stephen Hawking: Uzaylılar dünyanın sonunu getirebilir

01. 10. 2015

Stephen Hawking, dünya dışı varlıkların gezegenimizi keşfetmesinin insanlığın sonunu getirebileceği uyarısında bulundu.

Ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, İspanya'da yayın yapan 'Spain's El Paris'e verdiği mülakatta dünya dışı varlıklar ile ilgili ilginç açıklamalarda bulundu.

Söz konusu röportajda dünya dışı varlıkların başka bir deyişle uzaylıların insanlığın sonunu getirebileceği uyarısında bulunan Hawking, bu yönde araştırmalarda bulunmanın  insanlığın kendi sonunu yaklaştırdığı uyarısında bulundu.  

"UZAYLILARIN VARLIĞINI KABUL ETMEK OLDUKÇA TUTARLI BİR TEORİ"

Hawking’e göre, matematiksel olarak dünya dışı varlıkların var olduğunu kabul etmek oldukça olası bir teori. Bu varlıkların göçebe bir kültüre sahip olma olasılıklarının altını çizen Hawking, bu canlıların kendi gezegenlerindeki kaynakları tüketmiş ve yaşama uygun başka gezegen arayışı içinde olma olasılıklarının bulunduğunu da sözlerine ekledi. 

"GEZEGENİMİZİN İŞGALİ İLE SONUÇLANABİLİR"

Bu durumun son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirten İngiliz fizikçi, söz konusu arayışın gezegenimizin işgali ile sonuçlanabileceği olasılığının mevcut olduğunun altını çizdi.  

"AMERİKA’NIN KEŞFEDİLMESİNDEN BİLE DAHA KÖTÜ"

Gezegenimizin dünya dışı bir medeniyet tarafından keşfedilmesini Amerika'nın keşfine benzeten Hawking, bu senaryonun gerçekleşmesinin doğuracağı sonucu "Amerika’nın keşfedilmesinden bile daha kötü" olarak örnekledi. 

Daha önce benzer bir uyarıyı yapay zeka için yapan teorik fizikçi Stephen Hawking, İngiltere'nin başkenti Londra'da düzenlenen Zeitgeist Kongresi'nde yaptığı konuşmada "Bilgisayarlar, yapay zeka sayesinde önümüzdeki 100 yıl içinde insanları alt edecek" ifadelerini kullanmıştı. 





Continue Reading | yorum

Yapay ortamda sperm üretildi

19 Eylül 2015 Cumartesi



 19.09.2015

Fransa'da bilim insanları laboratuvar ortamında yapay sperm üretti.

Fransa ’da, 10 yılı aşkın süredir yürütülen çalışmalar olumlu sonuç verdi. Bilim insanları kısırlığın tedavisinde çözüme ulaştı. Kısırlık tedavisinde çığır açması beklenen uygulamanın patentinin Fransız hükümeti tarafından alındığı belirtildi. Laboratuvar görevlilerinden Marie-Helene Perrard, perşembe günü kamuoyuyla paylaşılan gelişmeyle ilgili açıklamalarda bulundu. Perrard, ‘Yeni geliştirdiğimiz teknik ile şimdilik ergenlik öncesi dönemdeki erkeklerin spermatogonial kök hücrelerini kullanarak sperm elde ettiklerini’ açıkladı.

Çalışmanın, ilk etapta farelerden elde edilen spermle denendiğini belirten Perrard, daha sonra maymunlara geçtiklerini, araştırmanın en son aşamasında ise insanlardan alınan spermlerin denendiğini belirtti. Uygulamanın 2017′te deneneceğini belirten Perrard, “Tedavi, kanser olan erkekler için de büyük öneme sahip. Kanser olmuş ve kemoterapi tedavisi gören erkeklerde sperm üretiminde sorunlar meydana geliyor ve kısırlık görülüyordu. Bundan böyle üreme sorunları ortadan kalkacak” dedi.



Continue Reading | yorum

Biz Yeni Uygarlığız

17 Eylül 2015 Perşembe



Biz Yeni Uygarlığız

Biz buradayız.
Biz şimdi, daha büyük bir rüyayı düşlemek için, geçmişimizden uyanıyoruz.
Bizler arkadaşız ve eşitiz, bizler çok çeşitliyiz ve özgünüz ve bizler aramızdaki farklılıklardan çok daha büyük bir şey için birleşiyoruz.
Biz özgürlüğe ve işbirliğine inanıyoruz.
Biz yeni ortaya çıkmakta olan bir kültürüz, insanlığın özünün yeniden doğuşuyuz.
Biz kendi kendimizin rehberleriyiz ve kendi doğrularımızı kendimiz saptarız.
Bizim birçok adımız var, biz birçok dilde konuşuruz.
Biz dünyanın her bölgesindeyiz, biz havanın her zerresindeyiz.
Biz kendisinin farkında olan evreniz, biz evrim dalgasıyız.
Biz her çocuğun gözlerindeyiz, bilinmeyeni hayret ve heyecanla karşılarız.
Biz bugünde yaşayan, geleceğin habercileriyiz.
Biz sessizlikten geliriz ve biz kendi doğrumuzu dile getiririz.
Biz susturulamayız çünkü bizim sesimiz herkesin içindedir.
Bizim düşmanlarımız yoktur, sınırlar bizleri ayırmaz.
Biz doğanın döngülerine ve kendini ifade edişine saygı duyarız, çünkü biz doğayız.
Biz kazanmak için oynamayız, biz yaşamak ve öğrenmek için oynarız.
Bizim davranışlarımızın özünde ilham, sevgi ve kendine karşı dürüst olmak vardır.
Biz araştırırız, biz keşfederiz, biz hissederiz ve biz güleriz.
Biz hayatı tüm potansiyelimizi ortaya koyacak şekilde yaşamaya gayret ediyoruz.
Biz bağımsızız, kendine yeteniz ve sorumluluk sahibiyiz.
Biz birbirimizle barış içinde, anlayış ve saygı temelinde ilişki kurar bütünleşiriz.
Biz yaşamın ritmi ile dans ederiz.
Biz yeni zamanın ipliklerini dokuruz.
Biz yeni uygarlığız…

Bu şiirsel manifesto Flemming Funch tarafından yazılmıştır.

Paylaşabilirsiniz..

Text in other languages:




Continue Reading | yorum

PHİLAE’ den haber var…

31 Temmuz 2015 Cuma



'Çuri' kuyruklu yıldızında şaşırtan keşif

31. 07. 2015

Avrupa Uzay Ajansı'na (ESA) ait araçların kuyruklu yıldız 'Çuri'den yolladığı veriler uzmanları şaşırttı. Gök cisminde hayatın temel yapı taşları olan moleküllere rastlandı. Yüzeyin ilginç bir özelliği ortaya çıkarıldı.

Rosetta uzay aracı 6 milyar kilometreden fazla yol kat ettikten sonra kısaca "Çuri" olarak anılan Çuryumov-Gerasimenko/67P kuyruklu yıldızının yörüngesine geçen yıl girmişti. Rosetta, beraberindeki araştırma modülü Philae'yi gök cismine indirmiş, kuyruklu yıldız hakkında çeşitli ölçüm cihazlarıyla veri toplanmaya başlanmıştı. Dünyaya yollanan veriler, çeşitli disiplinlerden uzmanlar tarafından değerlendiriliyor. Bilim dergisi Science, son sayısında Çuri'ye ilişkin 7 makale birden yayınladı.

16 ORGANİK MOLEKÜL BULUNDU

Göttingen'deki Max Planck Enstitüsü Güneş Sistemi Araştırmaları Enstitüsü (MPS) uzmanlarının Fred Goesmann başkanlığında yaptığı araştırmaya göre, kuyruklu yıldızda 16 organik molekülün varlığı saptandı. Bunlardan metil isocyanat, aseton, propionaldehit ve asetamit şimdiye kadar hiçbir kuyruklu yıldızda saptanmamıştı. Ian Wright yönetimindeki İngiliz Open University uzmanları da yalnızca karbon ve hidrojenden oluşan zincir moleküllere dair izler buldu.

HAYATIN TEMEL YAPI TAŞLARI

Uzman Fred Goesmann'a göre bulunan organik moleküller birçok önemli biyokimyasal tepkimenin esasını oluşturuyor. Söz konusu moleküller kimyasal reaksiyonlar sonucunda hayatın temel yapı taşlarını oluşturan şeker ve amino asitlere dönüşebiliyor. Birçok uzman, dünyadaki hayatın oluşumunda da bu tür biyo kimyasal tepkimelerin rol oynadığını savunuyor.

Çuri kuyruklu yıldızı yüzeyiyle de araştırmacıları şaşırttı. Philae modülü önce Agilkia adı verilen bir noktaya iniş yaptı. Agilkia, yaklaşık 20 santimetre kalınlığında tanecikli (granül) tabakayla kaplıydı. Burada sabitleyemeyen modül, toplam iki saat süren iki sıçramadan sonra Abydos adı verilen ikinci bölgeye kondu.

ZEMİNİN SERTLİĞİ UZMANLARI ŞAŞIRTTI

Alman Havacılık ve Uzay Kurumu (DLR) uzmanlarının Tilmann Spohn başkanlığında yürüttüğü araştırmaya göre, modülün ilk iniş yaptığı alan kar yumuşaklığında bir zemine sahipti. Hatta modül zeminde iz bıraktı. Bunu izleyen ve Abydos adı verilen bir sonraki iniş noktasında ise durum tam tersiydi. Bu zemin ilkinden neredeyse 2 bin kat daha sertti. Philae modülünün bu zemine ölçüm cihazı saplama girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Vidalı ayaklar ve zıpkınlı kancalar yüzeye hemen hiç gömülmedi. Uzman Tilmann Spohn, "Bu sertlikte bir zemin, kuyruklu yıldızda karşılaştığımız en büyük sürpriz. DLR'de Philae'nin proje müdürlüğünü yapan Stephan Ulamec, "Bu özelliğe sahip olduğunu tahmin edebilseydik belki modülü o noktaya hiç indirme girişiminde bulunmazdık" dedi.

Çuri kuyruklu yıldızındaki sıcaklık tahmin edildiği gibi eksi 180 – eksi 140 arasında saptandı. Ölçülebilir bir çekim gücüne sahip olmadığı belirlendi. Bunlar, evren oluşum modelleri açısından önemli bulgular olarak görülüyor.

PHILAE MODÜLÜ NEDEN 'ZIPLADI'?

Philae modülü, Rosetta uzay aracıyla 10 yıl yolculuğun ardından kasım ayında kuyruklu yıldıza iniş yapmıştı. Uzmanlar misyon öncesinde modülün yumuşak bir zemine iniş yapacağı konusunda hemen hemen hemfikirdi. Ancak iniş beklendiği gibi olmadı. DLR uzmanı Jens Biele, "Zıpkın sistemi, modülü kuyruklu yıldızın zeminine sabitleyecekti. Ancak sistem belirlenemeyen bir nedenden ötürü çalışmayınca modül birkaç kez zıpladı" dedi.

Philae modülünün kuyruklu yıldıza inişi ve yapılan ölçümlerden bundan sonraki misyonların planlanmasında yararlanılacak. DLR, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) söz konusu verilerden yararlanmak istediğini duyurdu. Ulamec, "Kuyruklu yıldıza ilk inişte edindiğimiz en önemli deneyim, modülün zemine gömülmesi değil kendini sabitleyememesi daha büyük bir sorun oluşturuyor" dedi.





Continue Reading | yorum

1 MİLYON MİLDEN DÜNYA

21 Temmuz 2015 Salı

1 milyon milden Dünya


 21. 07. 2015

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, ‘Deep Space Climate Observatory’ (DSCOVR) isimli uzay aracının tam 1 milyon mil yani 1.6 milyon kilometre uzaklıktan çektiği Dünya fotoğrafını yayınladı.

Ana amacı, Güneş’in neden olduğu jeomanyetik fırtınaları önceden tahmin etme imkânı sağlamak olan DSCOVR, şubatta fırlatıldı. Geçen ay, Güneş ile Dünya arasında bulunan ve ‘Lagrange Point 1’ adıyla anılan, yerçekimi açısından stabil hedef noktasına ulaşan uzay aracı, buradan Dünya’nın en uzaktan çekilmiş portresini fotoğrafladı.

"BİZİM TEK MAVİ BİLYEMİZ"

NASA’nın yayınladığı Dünya fotoğrafı hem sosyal medyada büyük ilgi görürken, ABD Başkanı Barack Obama da fotoğrafı resmi Twitter adresinden paylaştı ve “Mavi bilyenin bu yeni fotoğrafını biraz önce NASA’dan aldım. Bu sahip olduğumuz tek gezegeni korumamız gerektiği konusunda çok güzel bir hatırlatma” yazdı.





Continue Reading | yorum

İŞTE PLUTON

15 Temmuz 2015 Çarşamba

PLUTON


Plüton gezegeninin yüzeyine şu ana kadarki en yakın uçuşunu yapan NASA'nın uzay aracı New Horizons'tan (Yeni Ufuklar) ilk en ayrıntılı fotoğraf geldi. Uzay aracının, tarihteki ilk Plüton'a en yakın uçuşu sayesinde bu fotoğraf alınabildi.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) dokuz yıldır uzayda seyahat eden uzay aracından gelen ilk görüntünün ardından Pluton'a ait bugüne kadar çekilmiş en ayrıntılı fotoğrafı geçti.

Fotoğrafa göre, artık gezegen sayılmayan Pluton'un yüzeyinde onlarca dağa benzer yükseltiler bulunuyor. Üstteki fotoğrafta bu durum ayrıntısıyla görülüyor. 

NASA ayrıca 4 fotoğraf daha yayınladı. New York Times'ta yer alan bilgilere göre "cüce gezegen"in üzerinde 100 milyon yıldan daha yaşlı olmayan kraterler yer alıyor. Ayrıca çekilen fotoğraflara göre yaklaşık 3 bin 352 metre yüksekliğinde buz dağları da yer alıyor.




CHARON

Öte yandan Pluton'un en büyük uydusu Charon'un da fotoğrafları çekildi. Bunlara göre uydunun üzerinde (fotoğrafa göre Kuzeydeki) büyük düzlüğe dünyaca ünlü yazar Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi adındaki üçleme romanında yer alan Orta Dünya'daki"Mordor"un adı verildi. Uydunun üzerinde (sağ bölgesindeki çizgi) de 6.4 ila 9.6 kilometre büyüklüğünde kanyonların olduğu belirlendi.





Continue Reading | yorum

PLÜTON

14 Temmuz 2015 Salı

PLÜTON


New Horizons (Yeni Ufuklar) dan ilk görüntü geldi; 14. 07. 2015

NASA: Plüton sanılandan daha büyük çıktı

NASA'nın 'New Horizons' adlı uzay aracı, Plüton'un çapını 2 bin 370 kilometre olarak hesapladı. Misyon Başkanı Alan Stern, bilim adamlarının beklediğinden daha büyük çıkan bu 'cüce gezegenin', Kuiper Kuşağı nesneleri arasında lider konumda olduğunu söyledi.





Continue Reading | yorum

CERN'de yeni parçacıklar keşfedildi

CERN'de yeni parçacıklar keşfedildi


14. 07. 2015

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN), evrenin yapısını anlamaya yardımcı olacak yeni parçacıklar keşfedildiğini duyurdu.

CERN'den yapılan açıklamada, "Higgs Bozonu" adı verilen atomaltı parçacığın keşfinde kullanılan dünyanın en güçlü ve en büyük parçacık hızlandırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda "pentakuark" adı verilen parçacıkların keşfedildiği bildirildi.

CERN Sözcüsü Guy Wilkinson, "Pentakuark sadece yeni bir parçacık değil, aynı zamanda 50 yıldan fazla yürütülen deneysel araştırmalarda daha önce gözlemlenmemiş bir şekilde parçacıkları yani sıradan proton ve nötronların temel bileşenlerini bir araya getiren bir yol gösteriyor" ifadesini kullandı.

Wilkinson, beş atomaltı parçacığının bir araya gelerek oluşturduğu "pentakuark" adı verilen yeni parçacıklar üzerinde yapılacak çalışmaların evrenin yapısını daha iyi anlamaya yardımcı olabileceğini belirtti.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, iki yıldan uzun süren bir aradan sonra haziran ayında ilk çalıştırmaya göre iki kat fazla enerjiyle tekrar atomları çarpıştırmaya ve fizik verisi sağlamaya başlamıştı. 27 kilometrelik halka şeklindeki tünelde yapılan deneylerin fizik verisi sağlayarak evrenin daha iyi anlaşılmasında yeni keşiflere ışık tutacağı düşünülüyor.

CERN'de yapılan deneyler sonucunda Mart 2013'te parçacıklara kütlelerini verdiği düşünülen Higgs Bozonu keşfedilmişti.






Continue Reading | yorum

SAATLER BİR SANİYE DURACAK

29 Haziran 2015 Pazartesi




SAATLER BİR SANİYE DURACAK

30 Haziran'da yapılacak 1 saniyelik değişim birçok teknolojik sistemin arızalanmasına neden olabilir

Astronomlar Dünya’nın Güneş etrafından dönüş hızının yavaşladığını tespit ederek, 30 Haziran’da ‘Dünya saatine’ 1 saniye eklenmesini talep etti. Böylece 30 Haziran’ı 31 Haziran’a bağlayan gece, saatler tam 23.59.59′da iki kez aynı saniyeyi gösterecek.

AÇIK KAPATILMIŞ OLACAK

Böylece Dünya saatine 1 saniye ilave edilerek, Dünya’nın yavaşlamasının yol açtığı gün ve mevsim kaymasından doğan süre açığı kapatılmış olacak.

TEKNOLOJİK SİSTEM ARIZALARI OLABİLİR

Ancak 1 saniyelik ilave, bilişim uzmanlarını kara kara düşündürüyor. Uzmanlara göre, ek 1 saniye, birçok teknolojik sistemin arızalanmasına neden olabilir. Zira saatler 23.59.59′da bir saniye yerine 2 saniye tıkladığında, çok sayıda bilgisayar sisteminin bunu bir arıza olarak algılayıp durmasından korkuluyor.






Continue Reading | yorum

AY’ DAN

27 Aralık 2014 Cumartesi



AY’ DAN

Son zamanlarda başka bir dünyada çekilmiş bir panoramaya baktığınız oldu mu? Orijinal film karelerinden çekilmiş yüksek çözünürlüklü taramalarla elde edilen bu görüntü, Apollo 11'in Ay'daki Sükûnet Denizi'nde bulunan iniş alanının olağanüstü ıssızlığını gözler önüne seriyor. Neil Armstrong tarafından Ay iniş modülü Kartal'ın penceresinden çekilen bu kare, bir insan tarafından başka bir dünyada çekilmiş ilk fotoğraftır. Görüntünün sol tarafında, doğu yönünde, itici roket ağızları görülebilirken, sağ tarafta Kartal'ın batıya doğru uzanan gölgesini görmekteyiz. Gördüklerinizi ölçeklendirebilmeniz için sağda yer alan büyük ve sığ kraterin yaklaşık 12 metrelik bir çapa sahip olduğunu söylemek faydalı olabilir. İnişten yaklaşık bir buçuk saat sonra ve ay yürüyüşü gerçekleşmeden önce Ay modülünün penceresinden çekilen bu karelerin amacı, zamanından önce ayrılmak gerekirse iniş alanının kayıtlara alınmış olmasıydı.


NASA



Continue Reading | yorum

BİLİMDE MÜTHİŞ BULUŞ

BİLİMDE MÜTHİŞ BULUŞ

  

Bilim insanları insan derisini sperm ve yumurtaya çevirdi

Ntv, 26. 12. 2014

İnsan derisini sperm ve yumurtaya çevirmeyi başaran İngiliz araştırmacılar, bu yöntemle kısırlık sorununun ortadan kaldırılabileceğini iddia ediyor.

İngiltere’de araştırmacılar, insan derisinin hücrelerini sperm ve yumurtaya çevirmeyi başardı. Testlerin  olumlu sonuç vermesi durumunda bu yöntem, kısırlık sorunu yaşayan çiftler için umut olabilir.

İngiltere'de Cambridge Üniversitesi’nde yapılan çalışma, çocuk sahibi olamayanlar için umut olabilir. Üniversitede görevli araştırmacılar, insan derisi hücrelerini sperm ve yumurtaya çevirdi. 

Ancak oluşumlarının başında olan suni sperm ve yumurtaların olgunlaşması gerekiyor. Araştırmalarına devam eden bilim insanları bu çalışmayı ilk etapta farelerde deneyecek. 

Laboratuvarda üretilen sperm ve yumurta hücreleri, deney farelerinin rahmine ve testislerine enjekte edilecek ve gelişimleri izlenecek. Başarı sağlanırsa insanlarda uygulanması gündeme gelecek.

Bu, kısırlık sorunu olan herkesin kendi genetiğinden bir çocuğa sahip olmasına olanak tanıyacak.

Çalışma daha şimdiden etik tartışmaları da tetiklemiş durumda. Bazı araştırmacılar, bu yönetmenin doğanın işleyişine aykırı olduğunu savunuyor. Ancak birçok araştırmacı, çalışmanın sürdürülmesi gerektiğine vurgu yapıyor.





Continue Reading | yorum

MARS’A YENİ ROTA KEŞFEDİLDİ

25 Aralık 2014 Perşembe

MARS’A YENİ ROTA KEŞFEDİLDİ


Ntv; 25. 12. 2014

Matematikçiler Mars'a yolculuk için yeni bir rota keşfetti. Bu yeni gelişme yolculukla ilgili iki önemli problemi çözüyor ama bir de yan etkisi var.

Bilim dünyası Mars'a insan gönderme planlarıyla ilgili önemli bir gelişmeyi tartışıyor. Matematikçiler Mars'a yolculuk konusunda yeni bir rota ortaya çıkardı.

Francesco Topputo ve Edward Belbruno’nun keşfettiği yeni rota Mars'a yolculuk konusunda iki en büyük problemi çözüyor. Birincisi yolculuğun yüksek maliyeti, ikincisi de 2 yılda sadece 1 defa yolculuğun yapılabilir olması.

DAHA AZ YAKIT KULLANACAK

Şimdiki rota özellikle uzay aracının yavaşlatılması sırasında çok yüksek miktarda yakıt gerektiriyor ve yolculuk gezegenlerin pozisyonlarına göre 26 ayda sadece 1 kez yapılabiliyor.

Yeni rota ile yüzde 25 daha az yakıt kullanılabileceği, bunun uzay aracının ağırlığını hafifleteceği ve fırlatılışın bile daha ucuza geleceği belirtiliyor.

YOLCULUĞU 6 AY UZATACAK

Bununla birlikte yeni rotanın bir yan etkisi de var. Şimdiki rota ile yolculuğun 6 ay sürdüğünü hatırlatan uzmanlar, yolculuğun birkaç ay daha fazla süreceğini belirtiyor.




Continue Reading | yorum
 
Copyright © 2011. ATLAS . All Rights Reserved
Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
Template Modify by Creating Website. Inpire by Darkmatter Rockettheme Proudly powered by Blogger