Home » , » Din ve Metafizik üzerine çeşitlemeler!

Din ve Metafizik üzerine çeşitlemeler!

Din ve Metafizik üzerine çeşitlemeler!

Müslümanlık, İslamlık, İslam, İslamizm (İngilizcesi: Islamism, Fransızcası: Islamisme) diğer inançlar gibi dinsel bir öğretidir, doktrindir. Türkçe’deki “lık” sonekinin karşılığı yabancı dilde “izm” dir. Yahudilik/Judaism, Hristiyanlık/Christianism gibi...

“Yahudi şeriatı, İslam şeriatı” dendiğinde bunların İngilizce karşılıkları “Jewish Law, Islamic Law” dur. Yani Yahudi Yasası, İslam Yasası. Dinbilimde “şeriat, yasa, kanun” sözcükleri aynı anlamda kullanılır. Yahudi şeriatı veya Musa şeriatını temelini oluşturan Tevrat bir yasa ya da şeriat kitabı olarak kabul edilir. Yahudi fıkhı (dinsel hukuk) Talmud olup Tevrat’taki şeriatın, yasanın, hukuksal/dinsel bir yorumundan ibarettir.

KURAN VE ŞERİAT
Kuran yeyim, içim, giyim, evlenim, boşanım, öldürüm, savaş yöntemleri, ailevi sorunlar, kadınlar, ganimetlerin paylaşımı, savaş esirleri, cariyeler, köleler, hırsızlar, katiller ve zina yapanlara verilen cezalar gibi bir çok konu, uygulama ve yaptırımları kapsar. Bu bağlamda İslami kanunları ve cezaları kapsayan Kuran da Tevrat gibi bir yasa, kanun ve şeriat kitabıdır. Bu bağlamda, İncil bir şeriat kitabı değildir, çünkü Tevrat veya Kuran gibi yasal yaptırımlar içermez.

Yahudi şeriatı olsun, İslam şeriatı olsun, şeriat şeriattır. Yani yasa yasadır, kanun kanundur. İster Yahudi kanunu, ister İslam kanunu, ister Roma kanunu, ne dersek diyelim tüm kanunlar aynı kategoride olup aynı metodoloji ile incelenir, yorumlanır, çözümlenir, değerlendirilir. İnceleme ve eleştiri yaparken hiçbir kanuna ayrıcalık veya özel bir konum tanıyamayız.

KURAN DİZELERİ 
İslam öğretisinde Kuran dizelerinin (ayet) ancak “açık hüküm” (nassı sarih) olarak değerlendirilenleri “değişmez ve yorumlanmaz kutsal yasa hükmü” olarak kabul edilir; diğer ayetler Peygamber veya fetva makamının sözüyle “tevil edilir” ve uygulamaya konulur.

Yani, bu görüşe göre Kuran’ın bazı ayetleri değişmez ve yorumlanamaz kutsal yasa hükmü ifade ediyor. Ama yine bir kısım ayetler “tevil edilebiliyor”. Ancak, tevil etmek “sözü çevirmek, başka anlamlara çekmek, yorumlamak”, hatta “çarpıtmak” anlamlarına da gelir. Yani, bazı kutsal yasalar veya ayetler iptal oluyor, yerlerine yenileri mi konuyor? Yani, aynen insan icadı yasalarda yapıldığı gibi mi?

YASALAR, KANUNLAR
Yasalar sosyal ve ekonomik gereksinimlerden, zorunluklardan doğarlar. Fakat, kuşkusuz, bu yasalar, anayasalar, kurallar, ilkeler “evrensel”, “sonsuz” ve “her devirde geçerli” olamazlar. Çünkü, insan icadıdır, ve, yasalar, kurallar, uygulamalar, adetler, zamana, geleneklere, göreneklere, törelere, milletlere, halklara göre değişir, çok çeşitli farklılıklar gösterir, birbiriyle çelişir; her devirde, her koşulda, her ortamda geçerli olamazlar. Zaman, mekan, coğrafi bölge, yerel kültür, medeniyet ve tekniğe göre yasalar da, değişir, gelişir, evrim geçirirler.

Oysa, eğer gerçek bir “tanrısal yasa” söz konusu ise, o yasanın evrensel, sürekli, her devirde, her ortamda, her koşulda geçerli olması gerekir. Çünkü, Tanrı sonsuz olduğundan, onun yasa ve emirlerinin de sonsuz ve sonsuza dek değişmeden durması gerekir. Bu metafiziğin birincil ilkelerinden biridir.

Kutsal yasa zamana göre, geleneklere, göreneklere, törelere, milletlere, halklara göre değişmez, farklılık göstermez, birbiriyle çelişmez. Her devirde, her koşulda geçerliğini korur. Tanrı nabza göre şerbet vermez. Eğer bir yasa yerel, ulusal ve bölgesel ise zaten o “tanrısal yasa” olamaz. Hiç deve eşek doğurur mu? Yer çekimi yasası değişir mi? Dünya kurulduğundan beri evren kendine özgü yasalarla bir düzen içinde süre durmaktadır.

DOMUZ YASASI
Bu bağlamda, örneğin, domuz ve türlerinin hiç yaşamadığı kuzey ülkelerinde, Arktik ve Antarktik kuşak içindeki bölgelerde veya ekvator bölgesinde “domuz eti yasaktır” diye yasa koymanın bir anlamı var mıdır? Bir Eskimo, bir Lapon, bir Pigme, bir Buşman hayatında domuz bile görmemiştir. Çünkü domuz o bölgelerde yaşamaz, yaşayamaz. Domuz ve yaban domuzu Akdeniz havzası ve ılıman bölgelerde yaşar. Bu nedenle “domuz eti yeme yasağı” diye bir yasa veya kural yerel ve bölgesel bir yasa olacağından sonsuz ve evrensel dolayısıyla tanrısal olamayacaktır. Muhammet devrinde “cep telefonlarınızı kapalı tutun” diye bir yasa koymak ne işe yarardı ki?

ŞARAP YASASI
Keza kültürlerinde şarabı hiç bilmemiş, içmemiş Aborjinlere, Laponlara ve Afrika zencilerine “şarap içmek günahtır” diye bir öğretiyi kutsal yasa veya şeriat emri olarak benimsetmek de gereksiz, abesle iştigal olurdu. Çünkü bir kere o bölgelerde asma/üzüm yetişmesi asla mümkün değil. Asma veya üzüm bağları olmayınca da şarap yapmak mümkün değildir. O halde bu konudaki yasalar da tanrısal olamaz.

HER ÜMMETE PEYGAMBER GÖNDERİLMİŞ Mİ?
Efendim “her ümmete peygamber veya her millete elçi gönderilmiştir” demek ise bilgisizlikten kaynaklanan önyargılı cahilce bir görüş. Çünkü dünya daha o devirlerde doğru dürüst keşfedilmemişti. VIIci yüzyılda okuma yazma bilmeyen bir bedevinin ufku Avrupa, Arabistan, Afrika ve Asya ile sınırlıydı. O devirde bilinen dünya bu kadardı. Kudüs ile Mekke dünyanın dinsel merkezi gibiydi. Amerika kıtası, Avustralya, Arktika, Antarktika, Grönland, İzlanda bilinen dünyanın dışında kalıyordu.

Kimse ne Aztekleri, ne Mayaları, ne İnkaları, ne Eskimoları, ne Kızılderilileri, ne de Avustralya'daki Aborjinleri bilmiyordu. Eskimolar ve Aborjinler bu bağlamda dünyanın en saf halkıydı: ne içki, ne tütün, ne de domuzla herhangi bir şekilde ilişkileri yoktu! Para, pul, mal, mülk ve faizden de haberleri yoktu. Bunlara zaten bir peygamber gönderilse herhalde o peygamber yapacak bir iş bulamayacağından işsiz kalır, acından ölürdü...

ÖRTÜNME VE TÜRBAN
Nitekim Afrika’nın ekvator bölgesinde yaşayan yarı çıplak üstsüz Pigme kadınlarını başörtü, türban takmaya zorlamak, tesettürlü kıyafetler giydirmek, karaçarşafa sokmak da çılgınlık olmaz mıydı?. Bir kere kadınların saçları zaten yok gibi. Çok kısa ve kıvırcık. Neyi örtecekler? Keltoş kafalarını mı? Saçlarının uzun olmasını herhalde doğa da uygun görmemiş, çünkü o yüksek sıcak ve yoğun nemli ekvatoral ortamda uzun saç herhalde büyük bir sağlık sorunu yaratırdı. İkincisi: eğer o ekvatoral nem ve sıcakta türban takar, kara çarşaf giyselerdi herhalde kısa zamanda ya ölür ya da tamamen tozuturlardı.

Kutupta yaşayan Eskimo kadınlarına: “bak bacım sıkı sıkıya örtünün, süslerinizi püslerinizi göstermeyin, topuklarınızı yere vurmayın” demeye gerek var mı? Gülmekten çatlarlardı herhalde. Hepsi zaten kalın kürkler, postlar, eldivenler içinde kaybolmuş, elleri bile görünmüyor. Türbanlı bir Eskimo kadını düşünebiliyor musunuz? O kürklerin altında bir de türban takacak ! Zaten hepsi müthiş soğuktan sıkı sıkıya kapanmış durumdalar.

Amma velakin üzülmeyin, dert etmeyin, yapış yapış elbiselerle, karaçarşafla, donlarla, haşemalarla denize girdikten sonra biz bu kafayla Eskimolara bile türban taktırırız hiç merak etmeyin.

Tüm bunlara ne elçi, ne de peygamber gönderilmemiştir. Gönderilmiş olsaydı yamyam en azından insan eti yemezdi. Peki bunlara elçi gönderilseydi ne olacaktı? Örneğin, yılda 6 ay gece ve 6 ay karanlıkta kalan Eskimolar Müslüman oldukları takdirde namaz vakitlerini nasıl ayarlayacaklardı? Güneş doğdu mu 6 ay sonra batıyor. Bu durumda namaz saatleri imsak, sabah, öğlen, ikindi, yatsı nasıl düzenlenecek? Kara iplikle ak ipliği altı ay sonra mı ayırt edebilecekler? Müezzin sabah ezanını okuyacak, akşam ezanını da 6 ay sonra mı okuyacak? Oruç nasıl tutulacak? İftar 6 ay sonra mı olacak?

CENNET SORUNU
Cinselliğin veya genç kızların kişilere mükafat olarak sunulması en eski putperest geleneklerinden biridir. Eski Mezopotamya halklarında (Sümer, Babil, Asur) “kutsal tapınak fahişeleri”in işlevi buydu. Bunlar böylece hem genç erkekleri tapınağa gelmeye cezbediyor, onları eğitiyor, hayata hazırlıyor (!), hem de yetişkinlere mükafat olarak sunuluyordu. Seks ve tapınma birlikteydi. Bu iş gönüllü olarak yüksek sınıftan olan kadınlar tarafından da yapılıyordu. Bu durumda kadınlar tanınmamak için örtünüyor veya başörtüsü takıyorlardı. Kutsal fahişelik sonraki devirlerde dönüşüm geçirecek, bu uygulama müminlere sunulacak cennetlerde “huriler” ile sürdürülecektir.

Ateşe tapan putperestlerin dini Zerdüştlük'ün kutsal kitaplarında “Cinvat” (Sırat) köprüsünü geçen müminler “iri göğüslü, onbeş yaşlarında” çok güzel kızlarla sonsuza dek sevişmeyi hak ederler. Cennetliklerin her türlü gereksinimleri karşılanır ve orada zevk sefa içinde sonsuza kadar yaşarlar. Zerdüştlük'teki bu inanç Yunan mitolojisinden (nymphialar) kaynaklanır. İslam cenneti ise Yunan mitolojisi ve Zerdüşt cennetinden çok daha görkemli ve abartılıdır.

Özellikle erkeksi seksüel fantezileri, fiziksel ve cinsel hezeyanları tatmin etmeye yönelik olarak dizayn edilmiş “memeleri tomurcuklanmış, devekuşu yumurtası renginde tenleri olan ceylan gözlü huriler” ve “ipeğe saçılmış inci gibi gılmanlar” ile “tahtlar, divanlar, döşekler, ipekten yeşil yastıklar, gümüş tepsiler, billur kadehler, balkonlu köşkler, şarap ırmakları, bal ve süt ırmakları, gölgelikler, her türlü yiyecek ve içecekle dolu” bu arabesk cennet eşsizdir. (Rahman Suresi: 54-76, Saffat Suresi: 44-49, Muhammet Suresi: 15, Zümer Suresi: 20, Tevbe Suresi: 72)

Böyle bir mitolojik cenneti metafizik, akıl, felsefe ve mantık açısından ciddiye almak mümkün müdür? Ceylan gözlü dilberler ve oğlanların müminlere armağan olarak sunulması etik ve ahlak dışı değil midir? Üstelik, buna inanmayan imansızları derhal “kafir” olarak damgalayıp ölümle cezalandırmaya ne demeli? (Bakara 191).

İşte bardağı taşıran damla budur. Bu etik ve ahlak dışı dünyayı reddedenlerin “kafir” olarak görülmesi ve onların derhal öldürülmesi emrinin Kuran'da yer alması ahlak ve insanlığın bittiği yerdir. Korkunç trajedi budur. Nasıl olur da evreni ve insanı yaratan yüce deha insana armağan olarak bir sefahat, seks ve şehvet dünyası sunar? Ve nasıl olur da böyle bir ilkelliği yadsımanın karşılığı kafir olarak damgalanıp öldürülmek olabilir? Asıl kafirlik böyle ahlak dışı bir cennet inancını savunmak değil midir?

Böyle bir sapkın inancı ortaya atan zihniyetin, böyle bir inanca inananların günümüz çağdaş toplumunda yeri olabilir mi? Böyle bir inancı benimseyenlerden sağlıklı ve normal bireyler olması nasıl beklenebilir? Bilgelik, erdem, ahlak, dürüstlük, fazilet, hikmet, yücelik bunun neresinde?

Bunu tartışmak bile abesle iştigaldir. Bu tür inançların kişilik yapısında psikolojik travmalara, her tür cinsel sapıklığa yol açması, beyinleri ve ruhları dejenere etmesi kaçınılmazdır. Bunu artık görmeliyiz, anlamalıyız. Bu olgu, Kuran'ın tanrısal bir söz olamayacağının en büyük ontolojik kanıtlarından biridir.

TEYEMMÜM SORUNU
Teyemmüm İslam’ın özündeki şekilciliğin yüceltilmesi, doruk noktasıdır. Buradaki sorunsal aptes, namaz gibi dünyanın ancak belli coğrafi bölgelerinde uygulanabilen yerel, pagan ve şekilci bir tapınmanın Yaratıcıya mal edilmesidir.

Kutup bölgesinde yaşayanlar günde nasıl 5 kez aptes alacak? Eller ve ayaklar buzlu suyla yıkanacak ya da buzda teyemmüm mü yapacaklar? Hatta eldivenlerini ve ayakkabılarını çıkartmadan buzda teyemmüm edebilirler mi? Dinen bir sakıncası olmamalı. Çünkü önemli olan “niyet”! Önemli olan temizlenmek değil: O şekilci sıvazlama eylemlerini yapmak. Ha kum, ha toprak, ha buz. Fark etmez.

“Allah’a ibadette niyet yeterlidir, ibadet et de nasıl edersen et” diyebilir miyiz? Teyemmümü niyetin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir temizlenme eylemi olarak yorumlarsanız, putperestlerin şekilci tapınmalarını, istavroz çıkarma ve benzer adetlerini de benzer söylemlerle aklayabilirsiniz.

KIBLE SORUNU
Tapınırken belli bir yöne dönmek şekilciliğin bir başka çeşididir Ancak, Mekke’nin küresel bakışımlığında (simetrisinde) bulunan yerleşim yerleri için için kıble ne taraf olacak? Çünkü ne tarafa dönseler her yön kıble oluyor da. Yeryüzü dümdüz olsaydı bu bir sorun yaratmayacaktı. Ama yeryüzü top gibi yuvarlak olduğundan bu büyük bir fıkıh sorunu olarak önümüzde duruyor ! O devirde bir sorun yoktu çünkü herkes dünyayı tepsi gibi dümdüz zannediyordu.

Prof. Dr. Vural Altın’dan öğrenebildiğim kadarıyla bu bölgeyi bulmak için Mekke’nin bulunduğu enlemin güney simetrisini alıp boylamdan 180 derece çıkartmak gerekiyormuş. Mekke “enlem kuzey 20”, “boylam 40” olduğuna göre; 180-40= 140, enlemin simetrisi ise güney 20 oluyor. Enlem güney 20, boylam 140 da bulunan yer ise Avustralya Queensland’da “Mount Isa” kenti. Bu kentte yaşayanlar arasında Müslüman varsa çok şanslılar. Ne tarafa dönseler her yön Kıble oluyor da.

KURAN'DAKİ SÖZLER SONSUZA DEK GEÇERLİ Mİ?
Asıl sorun Kuran'daki kuralların esnetilmesinin veya değişik uygulamaların “dinen sakıncası olup olmadığı” değildir. Dinen tabi ki hiçbir sakıncası olmayabilir. Kılıf hemen bulunabilir. Ama sorun bu değil. Peki sorun ne? Asıl sorun şu: Önemli olan Kuran'daki emirlerin “tanrısal açıdan” bir sakıncası olup olmadığı, tanrısallıkla bağdaşıp bağdaşmadığıdır.

Şunu demek istiyorum: Kuran’daki bu emirler, yaptırımlar, kurallar, yasalar her durumda, her koşulda, her ortamda, dünyanın her yerinde, her coğrafi bölgede geçerli midir? Bunlar yerel mi, yoksa evrensel midir? Geçici mi, yoksa sonsuza dek duracak mıdır? Çünkü insan emirleri geçicidir, günü kurtarmaya yöneliktir ve sürekli değişirler.

Kuran’daki emir ve yasakların ahrette de geçerli olması gerektiğini savunmuyorum. Tanrı’nın sözlerinin sonsuza dek durması gerektiği keyfiyetini savunuyorum. Allah emri olarak bildirilen dogmaların, kuralların sonsuzluğa kadar geçerliğini koruyan gerçekler değil, bildirildikleri dönemin toplumsal seviye, anlayış ve yaşam koşullarının zorunlu kıldığı yerel ve geçici emirler olduğu açıktır. Ve artık onlar çoktan işlevlerini tamamlamış, beyin ölümleri gerçekleşmiş, ve üstelik etik, mantık, akıl ve felsefi açıdan kabul edilmeleri mümkün değildir. Bu dogma ve emirleri yapay yöntemlerle, eylem ve söylem cambazlıklarıyla yaşatamayız.

Eğer “Kuran’daki emirler ve sözler” ahret yaşamında geçerli değilse, bu durumda, “Kuran’daki sözler”in sonsuz olmadığı, sadece “kısacık ve geçici bir mola yeri” için geçerli olduğu ve dolayısıyla bir gün yok olacağı sonucuna ulaşırız. Çünkü, eğer “Allah kelamı” bir göz kırpmasında yok oluyorsa, o zaman onun insan kelamından ne farkı var? O halde, Kuran nasıl Allah kelamı olur? Oysa, sonsuz, ölümsüz, öncesiz ve sonrasız olan Tanrı’nın sözlerinin sonsuza dek durması ve asla yok olmaması gerekmez mi?

Doğrusu ben insanın giyimine kuşamına, yiyeceğine, içeceğine karışan “moda uzmanı” veya “diyetisyen” bir Tanrı düşünemiyorum... Evreni ve insanı yaratmış en büyük deha olan Evrensel Tanrı’yı insanın yiyeceğine, içeceğine ve giyeceğine kadar karışan, etik dışı emirler veren bir kabile ilahı haline getirerek aşağılamaya da kimsenin hakkı olduğunu sanmıyorum.


NOT:
Bir iki küçük ekleme daha yapmak istiyorum:

1. Kuran'da Yahudiler, Sabiler (Yıldıza tapanlar), Nasraniler (Hristiyanlar), Mecusiler (Zerdüştler) şirk koşan kişiler olarak tanımlanmaz. Şirk koşan kişiler ayrıca belirtilir:

“Şüphe yok ki inananlar ve Yahûdi olanlar, Sabiîler, Nasrânîler ve Mecusîlerle bir de şirk koşan kişiler; şüphe yok ki Allah, kıyâmet gününde onların aralarını ayırır; şüphe yok ki Allah, her şeye tanıktır.” (Hac Suresi: 17, Abdülbaki Gölpınarlı)

Gölpınarlı'nın bu ayet hakkındaki notu şöyle: “Zerdüşt dinine mensup bulunanlara "Mecusi" denegelmiştir. Hz. Peygamberin, bu din mensuplarına yapılacak muâmeleyi talim ederken, onlarla Kitap Ehli muâmelesinde bulunun dediği rivâyet edilmiştir, Şeyh Şihabeddin Sühreverdî-i Maktul (ölm. 1191), "Hikmet-ül-İşrak" ında Zerdüşt'ün, peygamber olduğunu söyler, bu kitabı şerheden Kutbeddin Şirâzı de aynı inancı taşır (Mevlânâ Ebül-Kelâm Azâd - Prof. Said Nefisi: Zülkarneyn yâ Kuruş-i Kebir, s. 81-83. 2. sûrenin 62. âyetine ait izaha da bakınız).”

2. İleriki yüzyıllarda -uygarlığın küresel bir felaketle yok olmayacağını varsayarsak- ay ya da başka gezegenlerde insanoğlu koloniler ve yerleşim alanları kurduğu takdirde -ayın bir yüzü sürekli karanlık, diğer yüzü sürekli aydınlık olduğuna göre- güneşin doğuş ve batışına endeksli namaz, ezan vakitleri, oruç vs hangi kıstaslara göre ayarlanacaktır? Aydan ve diğer gezegenlerden Kıble yönü nasıl belirlenecektir?

Hulki Can Duru
Share this article :

0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
Copyright © 2011. ATLAS . All Rights Reserved
Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
Template Modify by Creating Website. Inpire by Darkmatter Rockettheme Proudly powered by Blogger